DEFTERHÂNE’DEN TAPU VE KADASTRO’YA | Page 217

Türkiye Kadastrosu’nun Tarihçesi Osmanlı tahrirleri, arazi sınırları ile ilgili tam ve kesin hudutları ihtiva eden defterler olmamakla birlikte, özellikle bağlık arazi gibi değerli topraklarda ve ciddi anlaşmazlık bulunan arazilerde toprak parçalarının tam ve kesin ölçümlerini tespit etmeye yönelik çalışmalar da yapılmaktaydı.733 Bu ölçüm çalışmaları vergi geliri açısından değerli alanlara ve hudutlarında ihtilaf bulunan sair arazilere veya bilhassa vakıf arazilerine yönelik olarak yapılan küçük çaplı ve bölgesel çalışmalardı. Nitekim, Osmanlı Devleti’nde sultan ve vüzera vakıları ile diğer vakıların mukataalarının ve gelirleri bu vakılara ayrılmış olan köylerdeki bağlık arazilerin yedi senede bir “mesâhâ” edilip (hudut ve alan ölçümleri yapılıp) defterlere kaydedilmesi kanundu. 7 C.Evvel 1124 (12 Haziran 1712) tarihli bir vesikaya göre, “mu’tâd-ı kadîm”, yani çok eski dönemlerden beri uygulanması kanun olan bu usûle göre, söz konusu arazilerin Divan-ı Hümayun’dan gönderilen ve iki ucu mühürlü “mesâhâ urganı” adı verilen bir iple tam ve kesin ölçümleri yapılır ve ölçüm sonuçları yine yazılı olarak defterlere kaydedilirdi.734 Yapılan bu mesaha çalışmalarında hududların kesin olarak belirlenmesi ve uzun vadede muhafaza edilebilmesi için araziler üzerinde hudud taşları da yerleştirilirdi.735 Bu ölçümde kullanılan mesâhâ urganının tam ölçüsüne belgelerde rastlayamadık, ancak urganın iki ucunun mühürlü olması ve ölçümlerde her defasında aynı uzunluktaki ipin kullanılması arazi sınırlarının tam olarak belirlenmesini sağlamış ve olası ihtilaların da önüne geçmiştir. Söz konusu mesâhâ urganının her iki ucu, örfi işlerin amiri olan nişancının mührüyle mühürlü olup, urgan hazine-i amire’de muhafaza edilirdi. Yapılan hudut ölçüm çalışmalarının neticesinde verilen resmî evrak da yine nişancı mührü ile mühürlenerek verilmekteydi.736 Belirli zaman aralıklarında, zikredilen araziler ile değerli bazı alanlarda ölçümler yapılmasının nedeni, söz konusu arazilere zaman içerisinde olabilecek tecavüzlerin önlenmesi ve sınır ihtilalarının giderilmesidir. Anlaşıldığı kadarıyla yapılan bu matematiksel işlemlerin sonuçları bugünkü manada çizgisel/geometrik olarak kâğıt üzerinde gösterilmeyip, yine yazılı olarak kaydedilmektedir. Bu ölçüm çalışmaları da tahrir kayıtları gibi yine yazılı kadastro örneği olmakla birlikte daha kesin matematiksel veriler ihtiva etmesi açısından önem arz etmektedir. Vergi geliri açısından değerli arazilerde bu tür mesaha çalışmalarına sonraki dönemlerde de devam edilmiş; örneğin, Beyrut Valiliği’ne gönderilen bir emirnâme ile H.24 R.Ahir 1310 (M.15 Kasım 1892) tarihinde Gazze arazisinin mesâhâsının yapılmasına başlanmış737 , ayrıca 24 C.Ahir 1325 (M. 4 Ağustos 1907) tarihinde Basra ile Fav arasında bulunan hurmalıkların mesâhâ heyetince ölçüm ve tespit çalışması yapılmıştı.738 733 İnalcık, a.g.e., C.I, s.181 734 BOA.C.EV. dos.no:23019/1124 735 TSMA.D.6998, vrk.2 736 Kavanin-i Teşrifat, “Rüte-i Tevki’i” kısmı, Süleymaniye Ktp. Hüsrev Paşa Katalogu, no:813 737 BOA.DH.MKT. dos.no:2020/76 738 BOA.MV. dos.no:116/92 197