Türkiye Kadastrosu’nun Tarihçesi
nırlarında ihtilaf bulunan yerlerde ayrıca ölçüm ve hududlandırma çalışmaları yapılmış olup,
bunlar münferit çalışmalar şeklinde ortaya çıkmıştır. Tahrir şeklinde yapılan kadim kadastro
uygulamaları usul olarak günümüzden çok farklı bir tarz ve amaçla yapılmaktadır. Arazilerin
büyük oranda devlet mülkiyetinde olduğu dönemlerde bu arazilerin hukukî durumlarını güvenceye alma kaygısı bulunmadığından günümüzdeki tarzda milimetrik ölçüm ve çizimlere
de gerek duyulmamıştır. Amaç, sadece devlete ait arazileri küçük parçalar hâlinde, işletmesi
amacıyla kişilerin tasarrufuna verilmesi ve işlenen bu arazilerden vergi toplanması olduğundan, yazılı kadastroda bu arazi parçalarının hudutlarının genel olarak belirtilmesi yeterli görülmektedir. Daha ziyade malî amaçlarla yapılan yazılı kadastroda asıl önemli olan, bu arazilerin kıymetlerinin belirlenmesi ve arazilerin vergilerini ödeyecek kişilerin isimlerinin kaydedilmesidir. Avrupa’da bugünkü anlamda arazilerinin ölçümlerinin yapılarak krokilerinin çizilmesi ile ilgili XVII. yüzyıl sonlarında yapılan çalışmalar da esasen malî amaçlara yönelik olmuştur. Avrupa’da arazilerin vasılarının ve vergi gelirlerinin yazılı olarak tespit edilip defterlere kaydedildiği bu tür yazılı kadastro çalışmalarına “discriptif cadastre”725 ya da Osmanlıca
tabiriyle “tavsifî tahrir” denilmektedir.
Avrupa’da yazılı kadastrodan geometrik/çizgisel kadastro uygulamasına geçilmesi,
ancak Fransız İhtilali sonrasında, devlet tarafından özel mülkiyet hakkının kabul edilip tanınmasından sonra gerçekleşmiş ve bu geçiş çok kısa bir sürede meydana gelmiştir. Avrupalılarca “trigonometric cadastre”726 , Osmanlıca tabir ile “tahrir-i hendesî” denilen yeni usule geçiş ile özel mülkiyet anlayışının gelişip yaygınlaşması birbirine paralel yürümektedir. Gerçekten mülkiyetin çok büyük bir kısmının devlete ait olması anlayışının hâkim olduğu dönemlerde, istisnai durumlar hariç olmak üzere, arazilerin milimetrik ölçümleri ile bunların çizimlerinin kâğıt üzerine aktarılması gerekli görülen bir durum olmadığı gibi büyük bir maliyet de
gerektireceğinden tercih edilmemiştir. Bunun yerine, arazilerin yalnızca malî amaçlara yönelik olarak sınır ve gelir tespitleri yapılarak defterlere geçirilmiştir. Özel mülkiyetin yaygınlaşmasına paralel olarak kadastr