Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Defterhâne-i Hakanî
Fermanda ifade edildiği üzere, bu ıslahat girişiminin amacı yine, devleti eski gücüne
kavuşturmaktır. Bunun yanı sıra gayrimüslim halkın haklarının korunması noktasında dışarıdan gelen müdahaleleri önlemeye yönelik olarak eşitlik ilkesi de benimsenmiştir. Fermanda
ilan edilen eşitlik ilkesi, Avrupalıların da hukuk yapılarını çağdaş hâle getirmek için kullandıkları İnsan Hakları Beyannamesi’nin birinci maddesinden esinlenerek fermanda yer almış560
böylece hem haricî müdahalelerin önüne geçilmek hem de tebaanın devlete bağlılığı sağlanmak istenmiştir. Bu eşitlik ilkesi, ileride Arazi Kanunnamesi hazırlanırken de kendini gösterecektir. Kanunnameyi hazırlayan komisyonun başkanı Ahmet Cevdet Paşa tarafından bu
eşitlik uygulaması sonradan tenkit edilerek, arazinin evlada intikalinde şer’i hükümler gereğince erkeğe 2 hisse, kıza 1 hisse şeklinde uygulanması gerekirken, Tanzimat Fermanı’nda ifade edilen eşitlik ilkesinin de etkisiyle kız ve erkek evlada eşit olarak intikali hüküm olarak
kabul edilmişti.561
Tanzimat Fermanı’nın her şeyi kanunlarla belirleyip düzene sokma anlayışı, fermanı
hazırlayan başta Reşit Paşa olmak üzere reformu kararlaştıranların en önemli hedefi idi. Onlar, merkezî idarede tam bir hâkimiyet sağlayarak, yapılması planlanan reformların önünde
engel teşkil edebilecek ulema ve âyânın etkisiz hâlde gelmesini sağlamayı elzem görüyorlardı. Bunun için merkezî bürokraside reformlara inanan ve Tanzimat’a bağlı bir memur kadrosu vücuda getirmek için onların birçok haklarını da güvenceye alan uygulamalar getirdiler.
II. Mahmud Devri’nde açılan mekteplerden yetişen yeni memurlar bu dönemde hedelenen
amaçların gerçekleştirilmesinde mühim rol oynadılar. Reşit Paşa, bürokraside gücün ve güvenin sağlanması ile gerçek anlamda modernleşmenin sağlanabileceğine562 ve Tanzimat’ın
gereği gibi uygulanabileceğine inanıyordu. Reformcuların amacı, siyasal inisiyatifi sivil bürokrasiye geçirmek ve bürokrasiyi de sultanın keyfî davranışlarından korumaktı.563
Burada Tanzimat’ın farklı alanlardaki uygulamaları, fermana karşı yönetimin ve toplumun farklı kesimlerindeki tepkilerini değerlendirmekten ziyade özellikle arazi hukuku ile ilgili getirdiği hükümleri ve fermanın ilanından sonra bu hususta meydana gelen değişiklikleri, dolayısıyla Defterhâne-i Hakanî teşkilatına olan etkilerine değerlendirmeye çalışacağız.564
Fermanın dikkat çekici özelliklerinden birisi şeriata uymayan devletlerin güçlenmeyeceği ve
şer’î hükümlerin ön plana çıkarılmasının gerekliliği hususundaki bakış açısıdır. Nitekim bu
anlayış bilhassa konumuz olan toprak hukukunda belirgin bir şekilde izlenebilmektedir. Örfî
hukukun kapsamına giren mîrî arazi rejiminde bile şer’î uygulamaların öne çıktığını, bilhassa miras ve intikal konularında örfî hukukun aleyhine olarak şer’î hukukun baskın gelmeye
başladığını ilerleyen kısımlarda göreceğiz. Şer’î hukukun öne çıkmasının yanı sıra mülkiyet
hakkının korunması ve kişilerin topraklarında kendi mülkü gibi çalışması gibi hususlar, ilerleyen tarihlerde, yine adı mîrî arazi olarak kalmak ve örfî hukuka dair bazı uygulamalar da devam etmekle birlikte, mîrî araziden özel mülkiyete giden yolda önemli bir yeniliğin başlangıcı olmuştur.
560 E.Z.Karal, a.g.m., s.695
561 Ahmed Cevdet Paşa, Tezakir, C.III, s.48; Ayrıca bkz: “1274 (1858) Tarihli Arazi Kanunnamesi” kısmı, s.129
562 İnalcık, a.g.m, s.615-616.
563 Metin Heper, Türkiye’de Devlet Geleneği, İstanbul 2006, s.87
564 Tanzimat Fermanı’nın önemi, etkileri ve saire konular için bu bölümün dipnotlarında yer alan eserler incelenmelidir.
129