ramımızın sonlarına doğru güneş açtı, 26 ̊C dereceyi bile gördük. On günde dört mevsimi yaşadık diyebiliriz. Bosna ve Sırbistan’daki büyük selden de son anda kurtulacaktık.
Belgrad Şehir Merkezi, Knez Mihail Heykeli
Belgrad şehir merkezi orijinal ama köhne görünümlü binalardan oluşuyor. Şehre bir yorgunluk çökmüş sanki. Balkanların her yerinde mevcut olan duvarları karalama hastalığı burada
çok daha fazla. Özellikle ara sokaklarda Kiril harfli birkaç çirkin yazı hemen her duvarın müdavimi olmuş.
Yürüyüş yolunda ilerlerken bir ara arkama
bakıyorum,
Sivaslı arkadaşımız Şahin
Kaba’nın yanına yaşlıca bir adam yaklaşmış
birşeyler konuşuyorlar. Şahin sonradan anlatıyor; adam bizimkilerin Türkçe konuştuğunu
duyunca yaklaşmış, Rumeli şivesiyle “Ben de Türküm, Osmanlı torunuyum” demiş.
“Buralarda İslamiyet tek bir cami ile yaşadı” mealinden birşeyler söyleyip gitmiş. Bölgenin
yakın tarihi, bu ihtiyarı hiç de yanlışlamıyor doğrusu.
Şehir merkezindeki turumuz bittiğinde Belgrad Kalesi’ne (Kalemeydan) çıktık. Fâtih’in
1456’da Macar Krallığı’nın elinde bulunan bu kaleyi kuşattığını ancak alamadığını, hatta
4
Yüz Sırp Dinarı Üzerinde Nicola Tesla
Alışveriş merkezi niteliğindeki Knez Mihail
Caddesi’ne giriyoruz. Sırpların parası Sırp
Dinarı denilen çok sıfırlı bir birimle ifade ediliyor. En mühim karakterlerinden olan meşhur
bilim adamı Nicola Tesla da yüz dinar üzerindeki yerini almış. Yaklaşık 2,5 Türk Lirasına
tekabül eden bu parayla turistik bir yerde bir
bardak kahve içmeniz bile mümkün değil.