Haydi hayırlar versin işbu seyahâtımız,
Evliyâ Çelebî’dir pîrimiz üstâdımız.
12 Mayıs Pazartesi günü İstanbul’dan Üsküp Alexander The Great (Büyük İskender) Havaalanı’na indik. İner inmez Makedonların yegâne kahramanı Büyük İskender’in heykeli karşıladı bizi. Turist grubu olduğumuzu anlayan pasaport kontrol polisi Makedonca bilen rehberimiz Özcan’ı görene kadar pasaportlarımızı alıkoydu. Emin olmasam da zannediyorum ki
Balkanlar’da çok yaygın olan bir şeyi yapacak, rüşvet isteyecekti. Neyse ki bir sorun çıkmadı.
Havaalanının çıkışında bizi bekleyen aracımıza bindik ve Belgrad yolunu tuttuk.
12-13 MAYIS, BELGRAD, SIRBİSTAN
Yolculuk uzun sürdü. Nihayet Belgrad’a girdik. Tüm Balkanlarda olduğu gibi burada da
saatler Türkiye’den bir saat geriydi, gece yarısına doğru geliyordu. Rehberimiz Slavik bir dil
olan Makedonca ile diğer tüm Slavik Balkan dillerini (Sırpça, Boşnakça, Hırvatça) anlayıp
konuşabiliyordu. Bunların birbirinden farkı Türkiye Türkçesi ile Azerbaycan Türkçesi gibi
dense yeridir. Rehberimiz, mahalle arkadaşlarından az çok Arnavutça da öğrenmişti. Yani
şanslıydık. Hemen, kalacağımız oteli soruşturmaya başladı. Mola vermiş bir belediye otobüsüne yaklaştık, camı açıp selam verdi. “Şefer” dedi. Bu, bizde tanımadığımız insanlara yapılan saygılı hitaplara benziyor, “Şefim, hocam” gibi bir şey. Garsonlara da böyle sesleniliyor.
Otobüs şoförünün bizdekiler gibi ilgisiz birkaç kelâm edeceğini sonra yolumuza devam
edeceğimizi düşündüm. Ama öyle olmadı. Adam da Makedonyalıymış, rehberimiz ve şoförümüz Daniel ile muhabbete başladı. Araçlardan indiler, birer sigara yakıp sohbeti koyulaştırdılar. Ben ise aracımızın aralanmış kapısından Slav dilinin kulağa garip gelen ezgisini dinliyor, tarihî-kültürel bağlarımız bulunan bu insanların dilinde ortak bir çok kelimemiz olduğunu
da bildiğimden iyice dikkat kesiliyorum. Bir tanesini yakalıyorum, belediye şoförü rehberimize gülerek, “Ooo sen maşallah!” diyor. Daha sonra rehberimize durumu sorduğumda, adamın
hangi otelde kalacağımızı duyup bu tepkiyi verdiğini söyledi.
Biraz sonra belediye şoförü otobüsü takip etmemizi söyleyerek gaza basıyor. Şoförümüz de
takip ediyor. Birazdan bir yol ayrımına geliyoruz, belediye şoförü sağdan girip duruyor, bizim
araç solda kalıyor. Sağıma bakıyorum, aracı durduran otobüs şoförü bizim şoföre düz gitmesi
talimatını veriyor eliyle. Sonra şaşırıp kalıyorum; giderken kornaya basarak veda ediyor. Bu
tanıdık duruma hep birlikte gülüyoruz.
Çarşamba sabahı erken kalkıp Belgrad şehir merkezinin yolunu tuttuk. Şansımıza hava hafif
de olsa yağmuruydu. Gezi organizasyonunun iletişimi için önceden açtığımız sosyal medya
grubunda programımı 鄁