bizzat kılıç kullanıp yaralanarak dönmek zorunda kaldığını hatırlayınca heyecanlanıyorum.
Bilindiği üzere, kalenin fâtihi olmak 1522’de Kanunî Sultan Süleyman’a nasip olmuştu.
Kale Tuna ve Sava’nın birleştiği bir noktada yer alıyor. Manzarası muhteşem. Girişinde
toplar ve tanklar sergileniyor. Bu toplar arasında 1912 yılına ait, muhtemelen Balkan
Savaşlarında Sırpların Osmanlılar’a karşı kullandığı toplardan biri de yer alıyor. Giriş
kapısının ismi ise oldukça tanıdık; İstanbul Kapısı.
Kale içerisinde kalan Mora Fâtihi Damat Ali Paşa’nın türbesi ise hüzünlü bir “hoş geldin”
ile karşılıyor bizi. Tabelasında Türk Büyükelçiliğinin katkılarıyla restore edildiği belirtilen
türbenin kapısı kilitli vaziyette. Kapıyı çevreleyen parmaklıklara ise bizdeki ağaca bez
bağlama adetine benzer bir gelenekle renkli iplikler bağlanmış. Ali Paşa’nın türbe kitâbesinde
ise şunlar okunuyor:
1716 sene-i miladiyesinde Petrovaradin Muharebesi’nde şehiden
vefat eden Mora Fâtihi Damat Ali Paşa’nın ve türbesinde medfun
Tepedelenli Selim ve Çeşmeli Hasan Paşaların ruhlarına El-Fâtihâ.
Kaleden Tuna ve Sava nehirlerinin kavuşmasını keyifle temaşa ediyoruz. Bir tarihin
yazılmasında damla damla rol oynayan, adına marşlar, türküler yazılan Tuna’ya içten bir
“merhaba” diyoruz.
5