Kaybedilen Rüyaların Hakikati
Faruk Yıldız
Alışmak, korkaklıktır!
Her sabah aynı şey oluyor çünkü. Genç adam erkenden sokağın
başında beliriyor ve tedirgin adımlarla yürüyüp usulca caddeye iniyor.
Cadde, o saatlerde hayli kalabalık. Biraz tutuk, dalgın, bir yerlere
yetişmeye çalışan büyük bir insan seli akıyor kaldırımlarda. Kalabalık
sanki sokağa düşmüş, yarım kalan uykusunu arıyor. Genç adamsa her
sabah aynı rüyayı görmek için iniyor caddeye.
Yolu adımlayıp kaldırıma geçiyor önce. Durağın tam karşısına...
Omzunu köşedeki direğe yaslıyor. Her seferinde aynı yöne çeviriyor
gözlerini. Öylece bakıyor ve bekliyor bir süre. Sonra birden
telaşlanıyor. Yüzü kızarıyor. Göğsü daralıyor. Omzunu ayırıyor sokak
lambasından. Efendisinin azarladığı bir köle, günahları yüzüne vurulan
bir suçlu gibi birden yere iniyor gözleri.
Hâlâ bakıyor aslında…
Her an kaçmaya hazır gibi… Yolun diğer ucundan gelen o kıza bakıyor.
Ağır ağır durağa geçiyor kız. Genç adamın bakışları daha da iniyor
yere. Daha da kaçmaya başlıyor beklediğinden.
Sonra o sevimsiz, homurtulu, koca otobüs geliyor ve kızı alıp
götürüyor.
O gidince genç adam rahat bir nefes alıyor sanki. Mutlak bir vazifeyi,
bir ibadeti yerine getirmiş gibi ağır bir yük kalkıyor omuzlarından.