Aralık aralık | Page 73

Kaybedilen Rüyaların Hakikati Faruk Yıldız Bir yanı bu otobüsten nefret ediyor. Bir yandan da ona minnettar aslında. Kızın bu durağa getiren tek şey o çünkü. Derin bir iç çekip caddeye karışıyor genç adam. Hissettirmeden eriyip gidiyor kalabalığın arasında. Çok sonra köşedeki büfeci anlıyor durumu. Karşı kaldırımda, her sabah birinin yok olup gittiğini nihayet fark ediyor. Günlerce gözlüyor onu. Renkli çikletlerin, gazetelerin, su şişelerinin arasından açılmış o küçücük penceresinden; bir ayini izler gibi yabancı gözlerle bakıyor genç adamın yüzüne. Onun bu hâli, garip hüznü yüreğine dokunuyor. Kimselerin, en çok da duraktaki o kızın göremediği varlığına acıyor içten içe. Artık her sabah, bir merak curcunası… Büfeci; inatla ufacık bir adım bekliyor genç adamdan. Ondan bir umuda tutunmasını istiyor. Fakat bir türlü olmuyor bu. Olamıyor… Her şey, hep aynı kalıyor o durakta. Beklemenin verdiği teselliyle avunuyor genç adam. Büfecinin merhameti, günden güne silinmeye başlıyor. Kızıyor artık. Ara sıra genç adamı kolundan tutup onu şöyle bir sarsmak, haykırmak geliyor içinden. “Hadi artık! Böyle sürüp gidecek değil ya…” Hatta iyi bir göz dağı bile geçiyor aklından. “ O gidecek ve sen buna alışacaksın. Ama asla eskisi gibi olmayacak. Tıpkı bacağını kaybeden bir köpek gibi!” Fakat hiçbir şey diyemiyor büfeci… Böyle bir işe burnunu sokmaktan korkuyor. Ve o da alışıyor genç adamın hâline. İşte asıl o zaman anlıyor kaybedilen rüyaların hakikatini. Alışmak. aslında korkaklıktır…