Sessiz Sensiz
Gülay Süda
Ben hem oynadım hem izledim. İzlemeyi en sevdiğim oyuncu
çıkmıyor olsa da oyunuma, izlemeye devam ettim. Zaten sen
gittiğinden beri bir kenara çekilip sessizce seyrettim hayatımda
olup biteni. Kimse duymadı senden sonra sesimi de sessizliğimi
de. Niçin gitmiştin, veda etmeden, hoşça kal demeden? Nereye
gitmiştin? Çağıran neydi seni bensizliğe? Başkalarının seyircisi
olduğu yeni bir hayata alışabilecek miydin? Seni kaçıran neydi
benden? Bu sorulara veremediğim cevaplardan dolayı bıraktım
soru sormayı da. Hem sessizliğimden anlamayana neyi anlatmaya
çalışacaktım ki? “Sessizliğini duymayan sesini de duymaz.”
demiştin bir sohbetimizde. Madem duymuştun sessizliğimi…
Ey Sevgili, sana ne desem şimdi? Neyi sussam anlarsın, neyi
söylesem? İnsan bir kere biri tarafından anlaşılınca hem daha
kolaylaşıyormuş hayatı hem daha zorlaşıyormuş. Bir kere
anlaşıldın mı büyü bozuluyormuş. Tabancanda bulunan tek atımlık
kurşunun ıskalaması gibiymiş hayatı. Bir kere de olsa anlaşılmak
içinin bütün savunmasızlıklarını emanet etmekmiş düşmanına.
Kabuğunun dıştan bir kuvvetle kırılması ve içinin yavaş yavaş can
çekişmesiymiş.
Şimdi gel, kurtar beni anlaşılmaktan! Hiç anlamamış ol. Çözdüğün
düğümü yeniden bağla. Bağla ki çözüldüğüm yerden yeniden
tutunayım hayata.