Aralık aralık | Page 71

Sessiz Sensiz Gülay Süda Ben hem oynadım hem izledim. İzlemeyi en sevdiğim oyuncu çıkmıyor olsa da oyunuma, izlemeye devam ettim. Zaten sen gittiğinden beri bir kenara çekilip sessizce seyrettim hayatımda olup biteni. Kimse duymadı senden sonra sesimi de sessizliğimi de. Niçin gitmiştin, veda etmeden, hoşça kal demeden? Nereye gitmiştin? Çağıran neydi seni bensizliğe? Başkalarının seyircisi olduğu yeni bir hayata alışabilecek miydin? Seni kaçıran neydi benden? Bu sorulara veremediğim cevaplardan dolayı bıraktım soru sormayı da. Hem sessizliğimden anlamayana neyi anlatmaya çalışacaktım ki? “Sessizliğini duymayan sesini de duymaz.” demiştin bir sohbetimizde. Madem duymuştun sessizliğimi… Ey Sevgili, sana ne desem şimdi? Neyi sussam anlarsın, neyi söylesem? İnsan bir kere biri tarafından anlaşılınca hem daha kolaylaşıyormuş hayatı hem daha zorlaşıyormuş. Bir kere anlaşıldın mı büyü bozuluyormuş. Tabancanda bulunan tek atımlık kurşunun ıskalaması gibiymiş hayatı. Bir kere de olsa anlaşılmak içinin bütün savunmasızlıklarını emanet etmekmiş düşmanına. Kabuğunun dıştan bir kuvvetle kırılması ve içinin yavaş yavaş can çekişmesiymiş. Şimdi gel, kurtar beni anlaşılmaktan! Hiç anlamamış ol. Çözdüğün düğümü yeniden bağla. Bağla ki çözüldüğüm yerden yeniden tutunayım hayata.