Biz En Çok Sizi Üzdük Efendim
Gökhan Kırcılı
Sizden asırlar sonra gelecek olan ümmetiniz için göz yaşı dökerken biz
vakti geçen bir namaza üzülemiyoruz bile. Bunca günah yüküne rağmen
kalplerimize en ufak üzüntü gelmiyor. Hz Hasan(r.a) Siz secdedeyken O’nu
rahatsız etmemek için secdeyi uzun tutmuştunuz da ashabınız Size bir şey
olduğunu yada vahiy geldiğini sanmıştı. Bizler Yâ Rasulullah, kendi ciğer
paremiz yavrularımızla yorgunluğu ya da televizyon belasındaki bir diziyi
bahane gösterip ilgilenmekten geri duruyoruz. Çocuklarımıza dâhi
sabredemiyoruz. Kendi kavminiz Sizi taşlamış ve mübarek vücudunuz
kanlara bulanmıştı. O mübarek kanınız Taif topraklarına akmıştı. Hz
Zeyd(r.a) vardı yanınızda O da yaralanmıştı. Bir bahçeye sığınmış ve bir
üzüm kütüğüne yaslanmıştınız. Bu durum size o kadar ağır gelmişti ki
Aişe(r.a) validemize “ Uhud’dan daha ağırdı” demiştiniz. Cebrail
aleyhisselam gelmişti teselli için. Taif’i iki dağın arasında ezmek için
emrinizi bekliyordu. Ama Siz sabrettiniz. “Bilmiyorlar” dediniz. Bize yapılan
her kötülükte, her kötü sözde beddualar ederek cevap verdik Sizin bu
hâlinize. Biz en çok Sizi üzdük Ya Rasulullah…(s.a.v)
Kavminiz Sizi her taşladığında, Size her eza çektirdiğinde onlar için
mağfiret diliyordunuz. Onları ateşten korumak için İslâm’a davet ederken
söylenen her kötü söze sabrediyordunuz. Namaz kılarken üzerinize atılan
pisliklere dâhi sabır ettiniz. Bizler de Ya Rasulullah, başımız her sıkıştığında
utanmadan, sıkılmadan Rabbimiz’e dualar ediyoruz. “Ya Rabbi o kuluna da
şu belayı ver.”
Siz dünyaya babasız geldiniz. Yetimleri bu yüzden korudunuz. Onların
hakkından sakının dediniz. Altı yaşınızda annenizi kaybettiniz. Yedi
evladınızın altısını toprağa verdiniz. Dedenizi ve sizi hep koruyan amcanızı
kaybettiniz. Hiçbir zaman sabrı bırakmadınız da bizler kaybolan televizyon
kumandası için bile isyan edecek hale geldik.