Sorular Hayretler Cevaplar Susuşlar
Tuğçe Sarıtaş
Dün otobüste şoför ile yaşlı amcanın dertleşmesine kulak kesildiğim için
mutluyum.
- ben buralardan göçeli çok oldu , İstanbul yaşanmaz hale gelmiş
- memlekete mi gittin ağabey ?
- evet , memlekete gittim. Hanımı kaybedince gittim.
- başın sağ olsun ağabey. Evin direği gitti yani.
- gitti ya... gitti.
- yalnız mısın orada?
- yok, kardeşlerim var, ama tekrar evlenmedim, hanım gidince.
...
Hanım gidince. Sahi nereye gitti ? Neden gitti ? Gidişi geride dağlar
kadar elem bırakacaktı, o da biliyordu , gitti. Bir devlet dairesinde sıra
alışımıza benzer bir vaziyette ona çoktan sıra gelmişti.
Dönüşsüz, telafisiz bir gidiş. En hakiki gerçek. Tek hakiki gerçek , ölüm.
...
Annem demiştim. Yok. Hastanede. O da kendi annesinin sıhhat
bekçiliğini yapıyor. Ya ölüm denen karanlık , onu da yutarsa diye , korku
dolu, dua siperli bir bekleyiş. Korkuyoruz , hepimiz. Ölümü
öldürmeliyim, hepimiz , hadi bunu yapmalıyız, dayanamıyorum artık!
Ölümle hiç tanışmamıştı. Belliydi. Allah korusun. Allah hepimizi korusun.
Allah’ım ellerimi bırakma.
...
İsminin zikri dahi kâfi şu ağız tadı denen sihri bozmaya. Bir sayfaya bu
kadar ölüm de yeter.