Titrek Çizgilerden Yokuş Tepelerine
Elif Sönmezışık
Hâlbuki onların kabahati yoktu. Ben epey büyümüş ve kalabalığa
karışmış olmalıydım. Elimden kayıp giden isimlerime, çöpe atılan
defterlerime üzülmeyecek kadar hem de…
Her saniye bir adımla tekmelenen caddelerde sürükleniyordum. Az
ilerde boş sayfalar başlayacak diye karalamaları görmezlikten
geliyordum. Caddelerde sürüklenenler toz, çamur ve kire bulanmış dolu
kâğıtlardı. İçimden onlara bakmak gelmiyordu hiç. Yol boyunca daha
büyük çizgilerin çizilebileceğini hayal etmeyi deniyordum. Kısa
yokuşlardan bile uzun olmalıydılar…
Caddelerin açıldığı sokaklardaydı çizgiler. Henüz tarifleri yapılmamıştı.
Eğri büğrü karalamalarla yol tariflerine sebep oluyorlardı. Haritalar
göstermiyordu. Kuşbakışı görünmüyorlardı. Elinizde boş kâğıtlarla tek tek
arşınlayıp resmetmeden, kelimelere dizmeden keşfi mümkün
görünmüyordu. Boyaları dökülmüş, renkleri solmuş, köşeleri
törpülenmiş binalar, güneş görme ve eskime yarışındaydılar. Arada bir
yağan yağmurla arınıyorlar, kolay kolay dile gelmiyorlardı.
Bir kabristana, ağaçlığa, uçsuz bucaksız manzaraya, seferilerin mola
yerine, taşları esmerleşmiş camiye, bir dosta ve eve çıkıyordu yokuşlar.
Yaşam akıp sokaklara saçılıyor ve maziye istifleniyordu. Üzerindeki bir
yorgan gibiydi, binalar, insanlar, ağaçlar, makineler… Hafif üzeri
açıldığında alttaki sıradan tepecikler kısacık gösteriyordu uzun yolları.
Basitleşiyordu hayat. Gökyüzü genişliyor, tohumlar toprak arıyordu.
Çizgiler çoğalıyor ve serbestçe uçuşuyorlardı o zaman. Baştan çıkarıcı bir
rüzgârın peşine takılıp diyar diyar geziyorlardı.