Aralık aralık | Page 54

Titrek Çizgilerden Yokuş Tepelerine Elif Sönmezışık Hâlbuki onların kabahati yoktu. Ben epey büyümüş ve kalabalığa karışmış olmalıydım. Elimden kayıp giden isimlerime, çöpe atılan defterlerime üzülmeyecek kadar hem de… Her saniye bir adımla tekmelenen caddelerde sürükleniyordum. Az ilerde boş sayfalar başlayacak diye karalamaları görmezlikten geliyordum. Caddelerde sürüklenenler toz, çamur ve kire bulanmış dolu kâğıtlardı. İçimden onlara bakmak gelmiyordu hiç. Yol boyunca daha büyük çizgilerin çizilebileceğini hayal etmeyi deniyordum. Kısa yokuşlardan bile uzun olmalıydılar… Caddelerin açıldığı sokaklardaydı çizgiler. Henüz tarifleri yapılmamıştı. Eğri büğrü karalamalarla yol tariflerine sebep oluyorlardı. Haritalar göstermiyordu. Kuşbakışı görünmüyorlardı. Elinizde boş kâğıtlarla tek tek arşınlayıp resmetmeden, kelimelere dizmeden keşfi mümkün görünmüyordu. Boyaları dökülmüş, renkleri solmuş, köşeleri törpülenmiş binalar, güneş görme ve eskime yarışındaydılar. Arada bir yağan yağmurla arınıyorlar, kolay kolay dile gelmiyorlardı. Bir kabristana, ağaçlığa, uçsuz bucaksız manzaraya, seferilerin mola yerine, taşları esmerleşmiş camiye, bir dosta ve eve çıkıyordu yokuşlar. Yaşam akıp sokaklara saçılıyor ve maziye istifleniyordu. Üzerindeki bir yorgan gibiydi, binalar, insanlar, ağaçlar, makineler… Hafif üzeri açıldığında alttaki sıradan tepecikler kısacık gösteriyordu uzun yolları. Basitleşiyordu hayat. Gökyüzü genişliyor, tohumlar toprak arıyordu. Çizgiler çoğalıyor ve serbestçe uçuşuyorlardı o zaman. Baştan çıkarıcı bir rüzgârın peşine takılıp diyar diyar geziyorlardı.