Kalplerin Mühürlenmesine Giden Yol: Ezanın Türkçeleştirilmesi
Hamide Akkaya
Halk,
gerçekleştirilen
reformlarla
zaten
geleneklerinden
koparılıyorken yaşanan bu gelişmeyle beraber dönemin
yöneticilerinin fikirleri arasında yer alan reddi mirasla bir kez daha
karşı karşıya kalmıştır. Artık kulaklar alışkın olduğu o kutlu sesi aynı
maneviyatla dinleyemiyordu. Çünkü Ezân-ı Muhammedî, özgülüğünü
yitirmişti. Ona maneviyatını veren özü kaybettiği gibi huşu barındıran
ezgisini de yitirmişti bir anda. Halk, ezanın gayesinden yoksun
bırakılmıştı adeta ve insanlar bu durumdan hiç hoşnut değildi. Türkçe
okunan ezana karşı tepkilerini ortaya koymak isteyen halk tarafından
en büyük tepki 1 Şubat 1933 tarihinde Bursa’dan gelmiştir. Bursa Ulu
Cami’de Arapça ezan okunmak istenince olaylar çıkmış ve olaylar
sonucunda yapılan yargılama sonrasında 19 kişi çeşitli hapis
cezalarına çarptırılmıştır. Dinin manevi ikliminden uzaklaşmayı
istemeyen halkın gerçekleştirdiği bu muhalif hareket de iktidar
tarafından bastırılarak halk inançlarına sahip çıkma hususunda
pasifleştirilmeye çalışılmıştır. Bu olay sonrasında ezanın Türkçe
okunması yönündeki denetimler sıkılaştırılmıştır. 1941 yılında yapılan
yeni bir düzenlemeyle de ezanı Arapça okuyanlara 3 aya kadar hapis
ve 10 liradan 200 liraya kadar olan para cezası veren kanun maddesi
onaylanmıştır. Halk, yaptırımlar neticesinde korku ile sindirilmeye
çalışılmıştır. Korkutulan halktan birinin bu konuyla alakalı küçük bir
anısını paylaşmak istiyorum sizlerle:
“Ezanın Türkçe okunduğu yıllarda 10-15 yaşlarındaydım. Bir hatıra
olarak o yıllardan hatırladığım şudur: Bir Ramazan ayıydı. Çukur ’da
idik. Dedem ezan okumamı istedi benden. Ben de eski ezanı
okumayı bilirdim o zamanlarda.