Kalplerin Mühürlenmesine Giden Yol: Ezanın Türkçeleştirilmesi
Hamide Akkaya
Kur’an-ı Kerim’de bazı ayetlerin çıkarılmasından, camilere ayakkabıyla
girilebileceğinden, camilere kiliselerde olduğu gibi sıralar
yerleştirilmesinden ve müzikle ibadetlerin icra edilmesinden bahseden
beyannamenin bu ilginç önerileri son derece dikkat çekicidir. Bu fikirler
bugün bize oldukça tuhaf gelse de fikirlerin o günlerde parti içinden
ciddi destek aldığını söyleyebiliriz. Dinde reform ve dini millileştirme
adına en somut adımlar 1932 yılında atılmıştır. Aynı yıl bu konunun ana
hatlarını belirlemek için 4 maddelik bir plan oluşturulmuştur. Bu plana
göre: “Müslümanlığın bir Türk dini olduğu ispat edilecek; dinde
ibadetin Allah ile kul arasında bir kalp bağlılığı olduğu tezi inkişaf
ettirilecek; kulun ibadet ederken söylediklerini kalbinden söylemesi
lazımdır, kalbin dili de ana dilidir, onun için duaların ana diliyle
yapılması lazımdır, inancı oluşturulacak; bu fikirde ittifak hâsıl olduktan
sonra duaların Türkçeleştirilmesi hususunda bir iş bölümü yapılacaktır.”
Planda yer alan maddeler hemen uygulanmaya başlamıştır.
İlk Türkçe Kur’an 22 Ocak 1932 tarihinde Yerebatan Camii’nde
okunduktan sonra 24 Ocak günü bütün İstanbul camilerinde Türkçe
Kur’an okutulmuştur. Ardından 30 Ocak 1932 tarihinde “Tanrı Uludur”
nidası Fatih Camii minarelerinden duyulmuştur. 4 Şubat’ta Türkçe
tekbir ve ertesi gün Türkçe hutbe ile dini Türkçeleştirme süreci devam
etmiştir. Halk bu yapılanlar karşısında oldukça şaşkın ve tedirgindir o
dönemde. Yapılan diğer inkılaplarda olduğu gibi ezanın Türkçe
okutulması da halka rağmen, halkın beklentileri ve talepleri göz ardı
edilerek olmuştur. Halk, olanlar karşısında şok olmuş bir haldeydi
ancak dönemin yayın organları bu durumu anlatan haberlere yer
vermemiştir.