Aralık aralık | Page 45

Kalplerin Mühürlenmesine Giden Yol: Ezanın Türkçeleştirilmesi Hamide Akkaya Kur’an-ı Kerim’de bazı ayetlerin çıkarılmasından, camilere ayakkabıyla girilebileceğinden, camilere kiliselerde olduğu gibi sıralar yerleştirilmesinden ve müzikle ibadetlerin icra edilmesinden bahseden beyannamenin bu ilginç önerileri son derece dikkat çekicidir. Bu fikirler bugün bize oldukça tuhaf gelse de fikirlerin o günlerde parti içinden ciddi destek aldığını söyleyebiliriz. Dinde reform ve dini millileştirme adına en somut adımlar 1932 yılında atılmıştır. Aynı yıl bu konunun ana hatlarını belirlemek için 4 maddelik bir plan oluşturulmuştur. Bu plana göre: “Müslümanlığın bir Türk dini olduğu ispat edilecek; dinde ibadetin Allah ile kul arasında bir kalp bağlılığı olduğu tezi inkişaf ettirilecek; kulun ibadet ederken söylediklerini kalbinden söylemesi lazımdır, kalbin dili de ana dilidir, onun için duaların ana diliyle yapılması lazımdır, inancı oluşturulacak; bu fikirde ittifak hâsıl olduktan sonra duaların Türkçeleştirilmesi hususunda bir iş bölümü yapılacaktır.” Planda yer alan maddeler hemen uygulanmaya başlamıştır. İlk Türkçe Kur’an 22 Ocak 1932 tarihinde Yerebatan Camii’nde okunduktan sonra 24 Ocak günü bütün İstanbul camilerinde Türkçe Kur’an okutulmuştur. Ardından 30 Ocak 1932 tarihinde “Tanrı Uludur” nidası Fatih Camii minarelerinden duyulmuştur. 4 Şubat’ta Türkçe tekbir ve ertesi gün Türkçe hutbe ile dini Türkçeleştirme süreci devam etmiştir. Halk bu yapılanlar karşısında oldukça şaşkın ve tedirgindir o dönemde. Yapılan diğer inkılaplarda olduğu gibi ezanın Türkçe okutulması da halka rağmen, halkın beklentileri ve talepleri göz ardı edilerek olmuştur. Halk, olanlar karşısında şok olmuş bir haldeydi ancak dönemin yayın organları bu durumu anlatan haberlere yer vermemiştir.