Kalplerin Mühürlenmesine Giden Yol: Ezanın Türkçeleştirilmesi
Hamide Akkaya
Eski ezanı okumaya başlayınca dedem, “aman oğlum, yeni ezana
çevir“ diye bağırdı. Korkmuştu. Gelip de hapse götürürler diye
korkmuştu. O kadar korkmuştu ki halk… Arapça ezan gizli bile
okunamazdı o korku yüzünden.”
Korkularla, hayal kırıklıklarıyla, hüzünle geçmiş 18 yıl… Evet, tam 18
yıl minarelerden “Allah-u Ekber” sesine hasret kalmış insanlar. Bu
hasret gönülleri mühürlemiştir ne yazık ki. Gönle huşu veren o ses
tınısını kaybedince halk camilere gitmez olmuştur. Çoğu kişi evlerinde
gizlice ezanı hakiki ve has şekliyle, o hissiyatlı haliyle okuyarak
ibadetlerini eda etmiştir. 18 yıldır ahengini yitirerek ruhsuzluğa
hapsedilen Ezân-ı Muhammedî, 1950 yılında yeni kurulan hükümet
tarafından özgürlüğüne kavuşturulmuştur. “Allah-u Ekber” söylemiyle
ruhunu geri kazanan ezan tekrardan özümüzde hayat bulmuştur.
Tarih, öylesine garip bir şey ki… Tarihine dönüp baktığında bazen
acıya, hüzne ve mağlubiyete şahit olursun; bazen de tarihinden
sevinci, mutluluğu kazanmayı öğrenirsin. Yaşanmışlığı ya da
yaşanmamışlığı ile ibretlik bir yolculuktur tarih. Bu yolculukta kalplerin
mühürlenmesine şahit oluruz bazen. Tıpkı 18 yıl özünden koparılarak
ezanın Türkçe okunması olayında olduğu gibi. 18 yıl boyunca
mühürlenen kalpler şükürler olsun ki 68 yıldır özgürce Ezân-ı
Muhammedî’nin, İlahî davetine icabet etmektedir.
Tekerrür eden tarih, bizlere mühürlenen değil, imanıyla şahlanan
gönüllerin şahitliğini göstersin inşaAllah…