Aralık aralık | Page 47

Kalplerin Mühürlenmesine Giden Yol: Ezanın Türkçeleştirilmesi Hamide Akkaya Eski ezanı okumaya başlayınca dedem, “aman oğlum, yeni ezana çevir“ diye bağırdı. Korkmuştu. Gelip de hapse götürürler diye korkmuştu. O kadar korkmuştu ki halk… Arapça ezan gizli bile okunamazdı o korku yüzünden.” Korkularla, hayal kırıklıklarıyla, hüzünle geçmiş 18 yıl… Evet, tam 18 yıl minarelerden “Allah-u Ekber” sesine hasret kalmış insanlar. Bu hasret gönülleri mühürlemiştir ne yazık ki. Gönle huşu veren o ses tınısını kaybedince halk camilere gitmez olmuştur. Çoğu kişi evlerinde gizlice ezanı hakiki ve has şekliyle, o hissiyatlı haliyle okuyarak ibadetlerini eda etmiştir. 18 yıldır ahengini yitirerek ruhsuzluğa hapsedilen Ezân-ı Muhammedî, 1950 yılında yeni kurulan hükümet tarafından özgürlüğüne kavuşturulmuştur. “Allah-u Ekber” söylemiyle ruhunu geri kazanan ezan tekrardan özümüzde hayat bulmuştur. Tarih, öylesine garip bir şey ki… Tarihine dönüp baktığında bazen acıya, hüzne ve mağlubiyete şahit olursun; bazen de tarihinden sevinci, mutluluğu kazanmayı öğrenirsin. Yaşanmışlığı ya da yaşanmamışlığı ile ibretlik bir yolculuktur tarih. Bu yolculukta kalplerin mühürlenmesine şahit oluruz bazen. Tıpkı 18 yıl özünden koparılarak ezanın Türkçe okunması olayında olduğu gibi. 18 yıl boyunca mühürlenen kalpler şükürler olsun ki 68 yıldır özgürce Ezân-ı Muhammedî’nin, İlahî davetine icabet etmektedir. Tekerrür eden tarih, bizlere mühürlenen değil, imanıyla şahlanan gönüllerin şahitliğini göstersin inşaAllah…