Ömer Tuğrul İnançer İle Söyleşi
Hasna Para
Ama biz sevmeyi değil, menfaat elde etmeyi sevmek zannediyoruz.
Sevmek, vermek demektir. Almak değil, istemek bile ayıptır. Sevgi
mesleği vermek mesleğidir. Sevgimizi belli etmeyi terbiyesizlik
zannettiğimiz için çocuklarımızda sevgisiz büyüyorlar. Ben çocuğumu
beşinde uyurken severim diyen bir sürü iskele babası var. Eskiden iç
içe oturan ailelerde büyüklerinin yanında anneler-babalar
çocuklarını sevemezlerdi ayıp olarak görürlerdi. Niye ayıp? Hazreti
Fatıma(r.a), Mübarek babasının(s.a.v) yanında çocuklarını seviyor
muydu, sevmiyor muydu? Seviyordu tabi. O zaman sen kimsin?
Nereden çıkardın böyle bir adeti. Nereden çıkardın böyle bir adeti!?
Müziğin tasavvuftaki yeri nedir?
" Müziğin hayattaki yeri nedir " diye sormak lazım. Çünkü tasavvufu
hayattan ayrı olarak görmek lâik kafaların işidir. Müslüman lâik
olamaz. Çünkü yaptığı her işte Allah rızasını gözetmek ve onun
emrine uymak durumunda olan bir Müslüman din ayrı, dünya ayrı
diye; aslında tevhide muhalif bir düşünce tarzının içinde olamaz.
Dolayısıyla din hayattır. Din tapınma değildir. Tapınma dinin bir
bölümüdür. Ama tapınmadan ibaret zannediliyor. Dolayısıyla mûsîkî
hayatın içinde var olan bir şeydir. Elbette dinde de vardır. Dinin
mükellefiyetlerinin edasını öğreten şeriatın yanında muhabbetin
izharını öğreten tasavvufta da vardır. Çünkü her şeyin ahenkli ve
ahenksizi olur. Sesin ahenklisine mûsîkî, ahenksizine gürültü denir.
Sözün ahenklisine şiir, ahenksizine lakırdı denir. Renk ahenksizse
hiçbir şekil ortaya çıkmaz. Ahenkli olarak bir yere kullanırsan resim
olur, hat vs. olur. Yani ahenk ve ahenksizlik.