Aralık aralık | Page 40

Ömer Tuğrul İnançer İle Söyleşi Hasna Para Ama biz sevmeyi değil, menfaat elde etmeyi sevmek zannediyoruz. Sevmek, vermek demektir. Almak değil, istemek bile ayıptır. Sevgi mesleği vermek mesleğidir. Sevgimizi belli etmeyi terbiyesizlik zannettiğimiz için çocuklarımızda sevgisiz büyüyorlar. Ben çocuğumu beşinde uyurken severim diyen bir sürü iskele babası var. Eskiden iç içe oturan ailelerde büyüklerinin yanında anneler-babalar çocuklarını sevemezlerdi ayıp olarak görürlerdi. Niye ayıp? Hazreti Fatıma(r.a), Mübarek babasının(s.a.v) yanında çocuklarını seviyor muydu, sevmiyor muydu? Seviyordu tabi. O zaman sen kimsin? Nereden çıkardın böyle bir adeti. Nereden çıkardın böyle bir adeti!? Müziğin tasavvuftaki yeri nedir? " Müziğin hayattaki yeri nedir " diye sormak lazım. Çünkü tasavvufu hayattan ayrı olarak görmek lâik kafaların işidir. Müslüman lâik olamaz. Çünkü yaptığı her işte Allah rızasını gözetmek ve onun emrine uymak durumunda olan bir Müslüman din ayrı, dünya ayrı diye; aslında tevhide muhalif bir düşünce tarzının içinde olamaz. Dolayısıyla din hayattır. Din tapınma değildir. Tapınma dinin bir bölümüdür. Ama tapınmadan ibaret zannediliyor. Dolayısıyla mûsîkî hayatın içinde var olan bir şeydir. Elbette dinde de vardır. Dinin mükellefiyetlerinin edasını öğreten şeriatın yanında muhabbetin izharını öğreten tasavvufta da vardır. Çünkü her şeyin ahenkli ve ahenksizi olur. Sesin ahenklisine mûsîkî, ahenksizine gürültü denir. Sözün ahenklisine şiir, ahenksizine lakırdı denir. Renk ahenksizse hiçbir şekil ortaya çıkmaz. Ahenkli olarak bir yere kullanırsan resim olur, hat vs. olur. Yani ahenk ve ahenksizlik.