Ömer Tuğrul İnançer İle Söyleşi
Hasna Para
Fert elbette önemlidir ama toplumu dışlayarak fert olunamaz,
olunmuyor. Böylelikle saadeti, mutluluğu yakaladığını zannedenler
sonunda intihar ediyorlar. Hakiki bir iç dünyaya dönüş olmadığı için
insanlar oyalanmak ve avunmakla vakit geçiriyorlar. Halbuki oyalanmak
ve avunmak yetmiyor, sonunda uyuşmaya başlıyorlar. Başta içki olmak
üzere. O da yetmiyor sapıklıklar başlıyor. O da yetmiyor, intihar oluyor.
İntihar edenlerin çok azı bir hastalık neticesinde intihar ederler. Diğer
intihar edenler hep bunalımdan intihar ediyorlar. Teslim olamamak,
"ben" demek; bütün hastalıkların sebebi o. Günlük meşguliyet
dediğimiz şey aslında oyalanmak ve avunmak. Büyük şehirler inşa
ediyoruz. O kalabalıklar içinde yapayalnız yaşıyoruz. Bir yerden bir yere
ulaşmak zaten hayatımızın önemli bir kısmını alıkoyuyor. Özellikle her
evde aslında bir öğretmen gibi olması icap eden televizyonlar, birer
hayat bombası gibi zaman öldürücü bomba olarak duruyor. İsrafın
haram olduğu hakkında genel bir bilgimiz var. Ama vakit israfı ile ilgili
hiçbir şeyin farkında değiliz. Maddi israfların büyük bir kısmı yerine
konabilir ama israf olan zamanı kimse geri getiremez. O büyük israfı
önleyebilmek için iç dünyaya dönmek lazım ama bu iç dünya kendi
kendimize olacak bir şey değildir.
Neyi hatırlamalıyız?
Birinci suali hatırlamalıyız. "Nereden geldik, neredeyiz, nereye
gidiyoruz? " Bir de "neden? " "Nasıl" değil, "neden". Çünkü nefis nasılı
araştırır, gönül nedeni araştırır. Gönlümüz körelmiş. Çünkü gönlün
gıdası sevgidir. Sevginin gıdası izhârdır. İzhâr, yani dışarıya belli etmek.
Muhataba iletmek. Zahir kılmak. Sevgini söyleyeceksin, söylemekte bir
fiildir. Yaşayan bir sevgi gönlü cilalar.