Gelelim Rönesans ’ a . Bu dönemde coğrafi keşifler ve teknik alanındaki gelişmelerin yanı sıra Batı derinden sarsıntılar geçiriyor . Aslında Hristiyanlık kaynaklı birey düşüncesi Hümanizm ile beraber sekülerleşme içerisine giriyor . Bu sekülerleşme doğrudan Kiliseyi de etkiliyor ve bir süre sonra Martin Luther ve Calvin öncülüğündeki reform hareketlerini tetikliyor . Dönemin ana teması olan birey ; kendini sanat , politika , bilim gibi bir çok alanda gerçekleştiriyor . Machiavelli ve Bodin modern siyaset biliminin temellerini atarlarken sanat alanında , saf ( ideal ) güzelliğe sadık kalabilmekten çok sanatçının saf güzelliği oluşturduğu bir anlayışa doğru hareket ediyoruz . Andre Vesale gibi bilimciler topluma açık bir şekilde bilimsel deneyler yapıyorlar . Sanatta birey temasından hareketle da Vinci ve Dürer gibi isimler otoportreyi geliştiriyorlar .
Buradan sonrasında biraz hızlanıyoruz çünkü insanlık görülmemiş bir sürece giriyor . Genellikle akılcı olarak tanımlanan XVII . Yüzyılda Galile ile sonsuz ve geometrik bir uzam anlayışı oluşmaya başlıyor . Descartes , insanı , ‘ ego cogitans ’ ( düşünen özne ) olarak tanımlıyor . Hobbes , ünlü ‘ Leviathan ’ ı yazıyor , Spinoza Tanrı ’ yı doğada görerek Tanrı ve sonsuz gibi düşünceleri akılcılaştırıyor ve Avrupa ’ da Doğal Hukuk Ekolü yaygınlaşmaya başlıyor .
Ee haliyle bu kadar atılımdan sonra aklına güvenen insan , 18 . yüzyılda ilerlemeci bir düşünce benimsiyor . Bu anlayışı en açık görebileceğimiz şeylerden biri birçok Fransız aydınının katkısıyla oluşturulmuş , devasa , ‘ Encyclopedia ’. İngiltere ’ de ise deneye dayalı bir aklı benimseyen Locke ve ‘ Principia ’ nın yazarı Newton ’ u aydınlanma sürecine katkıda bulunan isimler olarak sayabiliriz . Aykırı düşünür Rousseau ’ nun ‘ doğaya dönüş ’ çağrısı yaptığı bu aydınlanma yüzyılına son noktayı Transandental İdealizm ’ i ( deneyüstü felsefe ) ile Alman düşünür Kant koyuyor . Bilginin kaynağı ve sınırları konusunu irdeleyen Kant ; estetik yargının çıkarsızlığı , sanatın deha ürünü olması gibi birçok modern problemi de çağını aşarak yorumluyor .
Romantizm ekolü ile başlayan XIX . Yüzyılda ise vurgulanan bir tarih düşüncesi söz konusu : Hegel ’ de idealist bir tarih , bilim alanında ise Lamarck ’ ta bir yaşam tarihi . Comte Pozitivizm ’ i ortaya atarken , Kierkegaard da tarih düşüncesine karşı bireyin nesnelliğini savunuyor fakat kapitalizm eleştirisi yapan Marx ’ ta da ortaya çıkan tarih düşüncesini önleyemiyor .
XX . Yüzyılın başlarında Freud akıl-dışına vurgu yapıyor ve gerçekten de akıl belirsizliğe düşüyor . Einstein , Planck ve Gödel gibi bilimcilerle beraber belirsiz bir akıl kalıyor her şeyden geriye . Varoluşçuları ve sembolist sanatçıları bunaltan , İngiltere ve ABD ’ yi pragmatizme yönelten , Avrupa ’ da korkunç savaşlara yol açan , Nietzsche ’ nin bahsettiği gibi bütün değerleri yıkan kesinliksiz , hastalıklı bir akıl .
Ekrem Umut Türkoğlu
Nietzsche Kant