Aidiyet 3. Sayı | страница 46

Değişim ve Dönüşüm

Ontolojik Problemlerden Kesinliksiz Akla Doğru Fikirler Tarihi
Değişim kaçınılmaz . 21 . yüzyılın neredeyse ilk çeyreğini tamamladığımız şu günlerde , fikirler tarihinde şimdiye kadar gerçekleşen tüm tartışmaların sonucu olarak bu gerçeklik çoğumuz tarafından kabul ediliyor . Değişim kaçınılmaz çünkü zaman akıyor ve devinim doğadan bilince kadar geniş bir alanda devam ediyor . Ben de bu günlerde tartışmaların odağında olan bu olgunun kendisini en iyi gösterdiği yer olan fikirler tarihini , fikirlerin dönüşümünü sizlere kısaca anlatmak , aktarmak istedim . Bugünlere nasıl geldiğimizi anlamak adına biraz olsun yardımcı olacağını umuyorum .
Fikirler tarihi denilince genelde Batı ’ yı algılamamıza ( bu yazıda da ağırlıklı olarak Batı üzerinden gidecek olmamıza ) rağmen Doğu dünyasında da Batıyı derinden etkileyen özgün fikirler bulunuyor . Örneğin ana antik uygarlıklardan olan Hindistan ve Çin ’ de de dönüşüm teması gündemde . Evrenin sürekli geliştiği düşüncesi Veda Hindistan ’ ının en bilimsel savlarından . Çin de ise Tao düşüncesi şeylerin spontane gelişimini ifade ediyor .
Batı düşünce dünyası ise temelde iki ana dünya görüşünün çatışması üzerinden ilerliyor . Bir tarafta aşkın bir Tanrı tanımlaması yapan İbrani geleneği , diğer tarafta ise Tanrıyı / Tanrıları da diğer her şeyle beraber doğaya eklemleyen bir düşünce geleneği . İkinci geleneği Mezopotamya , Antik Mısır ve Antik Yunan ’ da görebiliriz . Kozmoloji anlayışlarındaki bu farklılık varlık ve bilgi anlayışımızdan ahlak , estetik , hukuk ve tarih anlayışımıza kadar birçok alanda tahmin edemeyeceğimiz şekilde farklı yönelimlere kapı aralıyor . Antik Yunan ’ ın ilk filozofları olan Miletliler doğanın yapı taşı olarak bazı maddeleri öne sürerken İbranilerde doğa Tanrı ’ nın yaratımı olarak görülüyor . Dolayısıyla Yunan geleneğinde bilimsel düşüncenin atılım yapması çok da şaşılacak bir durum değil . Bunlara paralel olarak Yunan ’ da demokrasinin ortaya çıkmasına karşın ; İbranilerde yasa Tanrısal bir olgu olarak görülüyor .
Hıristiyanlığın da ortaya çıkmasıyla beraber , zaman ve tarih olgusu özel bir önem kazanıyor . Antik Yunan ’ da doğa düşüncesiyle paralel olarak gördüğümüz matematiksel zaman anlayışı Hıristiyanlıkla beraber doğrusal bir zaman-tarih anlayışına dönüşüyor : Tanrı tarafından başlatılan ve insanın kurtuluşuyla sona eren doğrusal bir tarih . Sonrasında gelen Orta Çağ ’ da dinin etkisiyle doğa düşüncesinin kutsallığını yitirdiğini görüyoruz . Bu dönemde , Antik Çağ ’ da yaygın olan gerçek varlığın aşkın olan olduğu ve bilginin saf aklı kullanarak aşkın varlığı araştırmak suretiyle elde edilebileceği inancı devam ediyor . Aynı şekilde estetik , politika ve hukuk dahil birçok düşünce teolojiye bağımlı hale getiriliyor .
44 Aidiyet