İçgüdüsel Gereksizlik Fanzini İçgüdüsel gereksizlik | Page 18

Albert Camus’un yabancı(L’étranger) isimli romanını sanıyorum ki çoğumuz okuduk. Bir klasik olarak benimsedik ve bıraktık, başka kitapları okuduk. Kütüphanemizde bir ‘yabancı’ durdu lakin her daim. Kitabın kahramanı Meursault’u hatırlıyorsunuz. Yine de biraz hatırlatayım: Kendisi bir Fransız, Cezayir’de yaşıyor. Bir ofiste masasında, Ankara’da memurmuşcasına çalışıyor. Annesinin ölümü ve ardından bir arabı öldürmesini(bknz: Cure-kill the arab) hatırlıyorsunuz zaten. Peki Meursault’u bırakalım. Çevreye bir bakalım. Etrafta ne görüyorsunuz? her gün insanlar sürekli bakarlar: yolda bakarlar, otururken bakarlar, kafede bakarlar, barda bakarlar, işte bakarlar, yorgun bir günün akşamında şehre bakarlar. Peki siz ne görüyorsunuz? gördüğünüz şeylerin adı ne? Hayat? Dünya? Evren? Bunlara bakıyorsunuz. Peki bunlarda ne görüyorsunuz? Koşuşturma, Savaşlar, stratejiler, ticaret, sürekli dönen bir borsa, bir piyasa, konserler, şarkılar; insanlar hep bir şeyler yapmaya çalışıyor. Bir şeyleri kovalıyorlar.Evet. Bu bir kovalama. Doğduğumuzdan beri bir şeyleri kovalıyoruz. Bize otomatikman bir amaç koyuluyor. Biz de aç köpekler gibi onların peşinde koşturuyoruz. Onları çiğnerken başka bir amaç çıkıyor ve bu sefer ona atılıyoruz. ve hala NLP danışmanları “kendinize bir amaç koyun” diyor. Bir şeyler için yaşayın! Ne gibi mi? ah.. evet.. Daha iyisi için yaşayın sevgili dostum daha iyisi için! Meursault sendromu Sana hedef veriyorlar. Ucunda güzel bir şey elde edeceğini sanıyorsun. Ama hayır. orada sadece sahte olduğunun farkındasınız başka bir amaç var. Ülkemiz “vatanın için yaşa” diyor, Din “Tanrı için yaşa” diyor. Sana vatandaşlık ürününü ve inanç ürününü pazarlıyorlar Siz de etrafınızdaki her şeyin Müzik, medya, popüler kültür, alt kültür, aidiyet duygusu yaratan her şey. Siz hiçbir şey hissedemiyorsunuz. Hissediyormuş gibi olmak içinse kendinizi bu kalıplara sokuyorsunuz. “Bir şeyin parçası olmak” Meursault’u öldürdüler. Onu giyotine mahkum ettiler. Onu giyotine mahkum ettiler çünkü o maskelerini çıkartmıştı. Hissetmek inandırılmak ait olmak istememişti. Onu mahkum ettiler çünkü bütün bunlar onun için önemli değildi. Fransa Cumhuriyeti’nin bir vatandaşı olmak, Tanrı, Annesinin ölümü… Mutlak yalnızlığıyla bütünleşmişti. ve kendi içine dönmüştü. “His” maskesini çıkartmıştı. hiçbir yere ait değildi. Sadece denize girmeyi ve sevgilisiyle vakit geçirmeyi, balkonda oturmayı ve sütlü kahveyi seviyordu ve onu giyotine mahkum ettiler.