Cahit Sıtkı Tarancı( 4 Ekim 1910,, Diyarbakır- 13 Ekim 1956, Viyana), Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin en önemli şairlerinden birisidir. En ünlü şiirleri " Yaş Otuz Beş " ve " Memleket İsterim "' dir.
Sezai Karakoç( 22ocak 1933, Ergani, Diyarbakır) Türk şair, yazar, düşünür ve siyasetçi. En ünlü şiiri Mona Rosa’ dır. Diriliş Partisi Başkanıdır( seçimlere girmiyor)
|
|
|
|
Ahmed Arif( 21 Nisan 1927, Diyarbakır- 2 Haziran 1991, Ankara), şair vegazeteci. Asıl adı Ahmed Önal ' dır. Ahmed Arif ' in babası Türk, annesi ise Kürttür. Şiir Kitapları;“ Hasretinden Prangalar Eskittim ve Yurdum Benim Şahdamarım”. |
|
|
|
M. Kadri Göral 5 Ocak 1948 yılında Diyarbakır’ da doğdu. diyarbakırlı yazar, şair. küçe kapısı isimli kitabında diyarbakır ağzıyla yazdığı şiirler mevcuttur. trt ' de bedri ayseli ile birlikte sazlı sözlü programlar yapmıştır. kitabında yer alan " oğlum ehsan " hitabıyla başlayan şiiri, bir kaynananın şikayetlerini oğluna esprili bir dille anlattığı mektubu şeklindedir. |
Mona Rosa. Siyah güller, ak güller. Geyve ' nin gülleri ve beyaz yatak. Kanadı kırık kuş merhamet ister. Ah senin yüzünden kana batacak. Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.
Ulur aya karşı kirli çakallar, Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa. Mona Rosa bugün bende bir hal var. Yağmur iğri iğri düşer toprağa, Ulur aya karşı kirli çakallar.
Açma pencereni perdeleri çek, Mona Rosa seni görmemeliyim. Bir bakışın ölmem için yetecek. Anla Mona Rosa ben öteliyim. Açma pencereni perdeleri çek.
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi, Bende çıkar güneş aydınlığına. Bir nişan yüzüğü bir kapı sesi. Seni hatırlatır her zaman bana. Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi.
Zambaklar en ıssız yerlerde açar Ve vardır her vahşi çiçekte gurur. Bir mumun ardında bekleyen rüzgar, Işıksız ruhumu sallar da durur. Zambaklar en ıssız yerlerde açar.
Ellerin, ellerin ve parmakların Bir nar çiçeğini eziyor gibi. Ellerinden belli olur bir kadın, Denizin dibinde geziyor gibi. Ellerin, ellerin ve parmakların.
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona. Saat onikidir söndü lambalar Uyu da turnalar girsin rüyana, Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar. Zaman ne de çabuk geçiyor Mona.
Akşamları gelir incir kuşları, Konarlar bahçemin incirlerine. Kiminin rengi ak kiminin sarı. Ah beni vursalar bir kuş yerine. Akşamları gelir incir kuşları.
Ki ben Mona Rosa bulurum seni İncir kuşlarının bakışlarında. Hayatla doldurur bu boş yelkeni. O masum bakışların su kenarında. Ki ben Mona Rosa bulurum seni.
Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa. Henüz dinlemedin benden türküler. Benim aşkım uymaz öyle her saza. En güzel şarkıyı bir kurşun söyler. Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.
Artık inan bana muhacir kızı, Dinle ve kabul et itirafımı. Bir soğuk, bir mavi, bir garip sızı Alev alev sardı her tarafımı. Artık inan bana muhacir kızı.
|
|
|
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak, Meyvalar sabırla olgunlaşırmış. Bir gün gözlerimin ta içine bak Anlarsın ölüler niçin yaşarmış. Yağmurlardan sonra büyürmüş başak.
Altın bilezikler o kokulu ten Cevap versin bu kuş tüyüne. Bir tüy ki can verir gülümsesen, Bir tüy ki kapalı geceye güne. Altın bilezikler o kokulu ten.
Mona Rosa. Siyah güller, ak güller. Geyve ' nin gülleri ve beyaz yatak. Kanadı kırık kuş merhamet ister, Ah senin yüzünden kana batacak. Mona Rosa. Siyah güller, ak güller. Sezai Karakoç
|
Yaş otuz beş! yolun yarısı eder. Dante gibi ortasındayız ömrün. Delikanlı çağımızdaki cevher, Yalvarmak, yakarmak nafile bugün, Gözünün yaşına bakmadan gider.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var? Benim mi Allahım bu çizgili yüz? Ya gözler altındaki mor halkalar? Neden böyle düşman görünürsünüz, Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
Zamanla nasıl değişiyor insan! Hangi resmime baksam ben değilim. Nerde o günler, o şevk, o heyecan? Bu güler yüzlü adam ben değilim; Yalandır kaygısız olduğum yalan.
Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız; Hatırası bile yabancı gelir. Hayata beraber başladığımız, Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir; Gittikçe artıyor yalnızlığımız.
Gökyüzünün başka rengi de varmış! Geç farkettim taşın sert olduğunu. Su insanı boğar, ateş yakarmış! Her doğan günün bir dert olduğunu, İnsan bu yaşa gelince anlarmış.
Ayva sarı nar kırmızı sonbahar! Her yıl biraz daha benimsediğim. Ne dönüp duruyor havada kuşlar? Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim? Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?
Neylersin ölüm herkesin başında. Uyudun uyanamadın olacak. Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında? Bir namazlık saltanatın olacak, Taht misali o musalla taşında. Cahit Sıtkı TARANCI
Hasretinden Prangalar Eskittim
Seni anlatabilmek seni. İyi çocuklara, kahramanlara. Seni anlatabilmek seni, Namussuza, halden bilmeze, Kahpe yalana. Ard- arda kaç zemheri, Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu Dışarda gürül- gürül akan bir dünya... Bir ben uyumadım, Kaç leylim bahar, Hasretinden prangalar eskittim. Saçlarına kan gülleri takayım, Bir o yana Bir bu yana... Seni bağırabilsem seni, Dipsiz kuyulara. Akan yıldıza. Bir kibrit çöpüne varana. Okyanusun en ıssız dalgasına Düşmüş bir kibrit çöpüne. Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin, Yitirmiş öpücükleri, Payı yok, apansız inen akşamdan, Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene, Seni anlatabilsem seni... Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır Üşüyorum, kapama gözlerini...
AHMED ARİF
|
Anan sana heyran, nasılsan, ne haldesan Biz arimisak sen ne arisan, ne sorisan Sen ne hayırsız bir evlatmışan Elin gızıyla gezisen dalaşisen Fegat anana bir mektup yazmisan, Sen heç ALLAHtan korkmisan, bizi merakta bırakisan Dün dayının oğlu geldi Angara’ dan Sağlık haberinide ondan almişam Seni belediye otobüsünde bir gızlan görmüş, Sözlüm diye bahsetmişan Parmağınada yüzük tağmışan Hüseyin dedim ki, helem biraz anlat Dediki ay parçası, gülende güller açiiii Ağliyanda yüzünde mercen saçii Bele güzel ne görünmiş, ne duyil miş Ehsan sen nasil evlatsan Büyüklerine danışmadan evlenmeye kalgmişan, Kardeşinden de mi, ibret almirsan Getti bir tango bir kız getirdi Ne gendi rahat etti, ne bizi rahat ettirdi Kızda gız olaydıyüreyim yanmazdı Eyle zayif, eyle zayıf ki; eyni çırtık Eso’ ya benziyi çöp gibi bacağı Emin ağa gibi de ayağı vardır Çamaşır tokacı gibi elleri vardı Ne gonuşmamızı beğeniydi ne yememizi yiğiydi Zıggımın kökünü yiyeydi Pırçıklı peftünyeyi ağzına gomiydi Kibe kudere gaşığını değdirmiyiydi, Mengoşeş kebebından miğdesi bulaniydii Herşeye yeni yeni adlar tağiydi, Ben diyiydim babakunuç, o didiydi patlıcan ezmesi Ben diyiydim lebeni, o diyiyidi yoğurt çorbası Ben diyiydim glori aşı, o didiydi ekşili köfte Yok carut değil, faraş imiş, küçe değil sokak imiş, Havuca pirçikli demek ayıp imiş Ben bele konuşıram diye ben den utanirmiş Niye gendi yaptiğindan utanmii Gün öğle olıiiiiidiii yatahtan kalkıydi Ne havşi süpüriydi ne ayak yoluna su dökiydi Benim elimden çaput onun elınden roman düşmiyiydi Gezmeye gidince en öene o düşiyiydi Bigün baban dükkandan erken geldi Hanımın gızı yerinden depremedi Babanın çok ağrına getti Bıraksam alimALLAH saçini pırçini yolacadı Oğlum ehsan, ben ne sanşız bir karımişam Kaynanaların zalım zamanın da gelin olmişam Gelinlerin de zalım zamanında kaynnana olmişam Kime ne ettim ki bunu bulmuşam Oğlum ehsan, sen olasan da aglı başında bir kız alasan İsteyem ki sonra pişman olmayasan Garı kısmı ayagabı değil ki, sıktımı çıkarasan Namusum diyecen ömür billah çekecen OĞLUM EHSAN, Biliyem eysin hoşsun amma çabug gızıysan Gızıncada ayran gibi gabarisan Oğlum asabi erkeğin kahrı çok olur Gahır çeken garıda zor bulunur Onun içindir ki oğlum Ehsan Yüce ALLAH kadınların sabrını hamurdan yogurmiştir Analar hanımdır, sultandır, hatundundur Anaların mekanı cenneti aladır ANALAR IŞIKTIR, ANALAR NURDUR KADIN, YÜCE ALLAH’ IN ERKEĞE BİR LUTFUDUR …
M. Kadri GÖRAL
|
|