james uashner
“Biz Delileriz.” Bu kez adam konuşmuştu. Ses tonu şaşırtıcı bir
ş e k ild e
yumuşaktı ve kadın gibi gırtlaktan konuşmuyordu. Ama kibar
¿ e ğ i ld i .
O da arkadaşı gibi Kayranlılann arkasını işaret etti. “Sizin de
D e li
olup olmadığınızı görmek için geldik. Işıl hastalığına yakalanıp
yakalanmadığınızı görmek için.”
Minho kaşlarını kaldırıp Thomas’a ve birkaç kişiye daha baktı.
Kimse bir şey söylemeyince yeniden yabancılara döndü. “Evet bir
adam bize Işıla yakalandığımızı söyledi. Bize bununla ilgili söyleye
bileceğin bir şey var mı?”
“Artık fark etmez,” diye cevap verdi adam; yüzüne doladığı kumaş
söylediği her kelimeyle hareket ediyordu. “Yakalanmışsınız. Yakında
nasıl olduğunu anlayacaksınız.”
“Peki ne istiyorsunuz?” diye sordu Nevri bir adım öne çıkıp
Minho’nun yanında durarak. “Bizim Deli olup olmamamız sizi ne
den ilgilendiriyor?”
Bu kez kadın, onun sorulanın duymamış gibi karşılık verdi. “Alev’e
nasıl geldiniz? Nereden geldiniz? Buraya nasıl geldiniz?”
Thomas kadının sözlerindeki zekâ belirtilerine şaşırmıştı. Ya
takhanenin penceresinden gördükleri Deliler tamamen delirmiş
gibi görünüyorlardı, âdeta hayvanlara benziyorlardı. Bu insanlarsa
çocukların bir anda ortaya çıktıklarının farkındaydılar. Kasabanın
karşısında hiçbir yaşam alanı yoktu.
Minho eğilip Nevvt’e danıştı, ardından dönüp Thomas’m yanma
gitti. “Onlara ne diyeceğiz?”
Thomas’m hiçbir fikri yoktu. “Bilmiyorum. Gerçeği söylemeye
ne dersin? Bir zaran olmaz.”
“Gerçeği mi?” dedi Minho alaya bir tavırla. “Ne kadar mükemmel
bir fikir, Thomas. Her zamanki gibi çok akıllısın.” Yeniden Delilere
baktı. “Bizi buraya İSYAN gönderdi. Şu tarafta, biraz ileride bir tü
111