“Herkes sussun!” diye bağırdı Newt. Çocuklar sessizleştiğinde
ifadesiz bir tonda, “Bilmiyorum,” dedi. Thomas onun daha iyi anla
yabilmek için dikkatlice topu kavradığını duydu. “Bir kafadan daha
büyük olduğu kesin. Yusyuvarlak.”
Thomas afallamıştı, iğrenmişti fakat tek düşünebildiği oradan
bir an önce çıkmaktı. Karanlıktan kurtulmak. “Koşmalıyız,” dedi.
“Gitmeliyiz. Hemen.”
“Belki de geri dönmeliyiz,” dedi Thomas’ın tanıyamadığı bir ses.
“Bu top her neyse Frankie’nin kafasını kopardı, tıpkı yaşlı adamın
bizi uyardığı gibi.”
“Olmaz,” dedi Minho sinirle. “Olmaz. Thomas haklı. Daha fazla
zaman kaybetmemeliyiz. Birbirimizden birkaç adım uzaklaşalım ve
koşmaya başlayalım. Eğilin ve eğer başınıza doğru bir şey yaklaşırsa
ona vurun.”
Kimse tartışmadı. Thom as hemen yemeğini ve suyunu buldu;
ardından grup sessiz bir üetişimle, aralarından birbirlerine çarpma
yacak kadar mesafe bırakarak koşmaya başladı. Thomas bu kez en
arkada değüdi, yeniden sıraya girerek zaman kaybetmek istememişti.
Tıpkı Labirent’teki gibi elinden geldiğince hızlı koştu.
Ter kokusu alıyordu. Sıcak hava tozluydu. Elleri kan yüzünden
ıslak ve yapış yapıştı. Her yer karanlıktı.
Hiç durmadan koştu.
Ölüm topu bir kişiyi daha aldı. Bu kez olay Thomas’m çok yakınında
gerçekleşti; daha önce hiç konuşmadığı bir çocuğu öldürdü. Thomas
metalin metale sürtünme sesini ve birkaç çıtırtı duydu. Ardından
Çığlıklar diğer sesleri bastırdı.
Kimse durmadı. Yaptıkları korkunç bir şeydi muhtemelen. Am a
hiçbiri durmadı.
89