james uasnner
durduğun yerden girdik. Dikkat edelim de yeniden o Düz Geçiş denen
şeyden geçmeyelim. Herkes sesimi takip edip bana doğru gelsin. Bu
tarafa doğru ilerleyip bizi neyin beklediğini görmekten başka şan
sımız yok.”
Bununla birlikte ilerlemeye başladı. Ayak sesleri ve poşetlerin
hışırdaması, çocukların onu takip ettiğini gösteriyordu. Thomas en
son kendisinin kaldığından ve kimseye çarpmayacağından emin ol
duğunda sol eliyle soğuk duvara uzandı. Yönünü şaşırmamak için
elini duvardan çekmeden, grubun arkasından yürüdü.
Kimse konuşmuyordu. Thomas gözlerinin bir türlü karanlığa
alışamamasmdan nefret ediyordu; azıcık bile olsa ışık yoktu. Hava
serindi fakat eskimiş deri ve toz kokuyordu. Birkaç defa önündeki
çocuğa çarptı fakat kim olduğunu bilmiyordu çünkü çarpıştıkları sı
rada çocuktan hiç ses çıkmamıştı.
Tünel sağa ya da sola dönmeden dümdüz ilerlemeye devam etti.
Thomas’m duvardaki eli ve zemine değen ayaklan onu gerçekliğe
bağlı tutan ve hareket hissi veren tek şeydi. Aksi takdirde boşlukta
sürüklendiği ve hiçbir ilerleme kaydetmediği hissine kapılabilirdi.
Tek ses, ayakkabılann sert betonda çıkardığı gıcırtı ve Kayranlılann ara sıra duyulan fısıltılanydı. Bitmek bilmeyen karanlık tü
nelde yürürken Thomas kalp atışlannı duyabiliyordu. Onu Kayran’a
getiren, havasız, karanlık Kutu’yu düşünmeden edemedi; o da tıpkı
bu tünel gibiydi. Ama en azından bu kez az da olsa hatırlayabildiği
anılan ve kim olduğunu bildiği arkadaşlan vardı. En azından bu kez
amaçlannı biliyordu; tedaviye ihtiyaçlan vardı ve muhtemelen onu
elde edebilmek için korkunç şeyler yaşayacaklardı.
Aniden yukandan geldiğini sandığı yoğun bir fısıltı sardı tüneli.
Thomas olduğu yerde durdu. Sesin Kayranlılardan birinden gelme
diğine emindi.
81