Tüm bu sorular odada uğultuya neden oldu. Thomas’ın ise
umurunda değildi. Zaten adam onlara cevap vermeyecekti. Bunu
anlayamıyorlar mıydı?
Fare Adam sabırla, kahverengi gözlerini Kayranlılann üzerinde
gezdiriyor ve sorularını duymazdan geliyordu. Bakışları Thomas’ın
üzerinde sabidendi. Thomas sessizce oturuyor, bakışlarına karşılık
veriyordu; ondan nefret ediyordu. İSYAN’dan nefret ediyordu. Dün
yadan nefret ediyordu.
“Kesin sesinizi!” diye bağırdı Minho. Çocuklar anında sustu.
“Adam cevap vermeyecek o yüzden zamanınızı boşa harcamayın.”
Fare Adam teşekkür edercesine Minho’ya başını salladı. Belki
de zekâsından dolayı onu kutiuyordu. “Yüz altmış kilometre. Kuzey.
Umanm başarırsınız. Unutmayın, hepiniz hastalığa yakalandınız. Mo
tive olmanız için özellikle virüsü almanızı sağladık. Güvenli sığınağa
ulaşmak demek tedavi olmak demek.” Arkasına dönüp sanki duvardan
geçecekmiş gibi bir adım attı fakat sonra durup yeniden onlara baktı.
“Ah, son bir şey,” dedi. “Yann saat altı ve altıyı beş geçe arası
Düz Geçiş’ten geçmeyerek Alev Deneylerinden kurtulacağınızı dü
şünmeyin sakın. Geride kalanlar... en kötü şekilde öldürülecekler.
Dışarıda şansını denemenizi tavsiye ederim. Hepinize iyi şanslar.”
Bununla birlikte arkasına döndü ve bir kez daha duvara doğru
yürümeye başladı.
Thomas neler olduğunu anlayamadan onlan ayıran görünmez
duvar buharlaşır gibi oldu, saniyeler içinde mat bir bulanıklık halini
aldı ve her şey kayboldu. Bir kez daha odanın diğer tarafı görünüyordu.
Masadan, sandalyeden ve Fare Adam’dan hiçbir iz yoktu.
“Hadi be,” diye fısüdadı Minho.
70