Thomas dikkatini yeniden yabancıya çevirdi. Hâlâ oturuyor ve
kitap okuyordu. Hafif bir sesle sayfayı çevirdi ve okumaya devam etti.
Thomas şaşkına dönmüştü; midesi daha fazla yem ek için gurulduyordu fakat yine de kendine engel olam ayarak adam ın yanma
doğru ilerledi. Gördüğü o kadar şeyin içinde bu en tuhafıydı.
“Dikkat et,” dedi Kayranlılardan biri ama çok geçti.
Masanın on adım önünde Thomas görünm ez bir duvara tosladı.
Önce burnu çarptı; sanki soğuk cama değmiş gibiydi. Hemen arkasın
dan vücudunun geri kalanı görünm ez duvara çarparak geriye doğru
tökezlemesine neden oldu. İçgüdüsel olarak elini burnuna götürdü
ve gözlerini kısıp camı görmeye çalıştı.
Fakat ne kadar dikkatli baksa da hiçbir şey görem edi. N e bir
| parlama ne yansıma ne de leke vardı. Tek gördüğü havaydı. Tüm
bu süre boyunca adam yerinden kıpırdam adı bile, sanki o yokm uş
I gibi davranıyordu.
Thomas bu kez yavaşça ellerini uzattı ve görünm ez bir... ne?
Cam gibiydi; pürüzsüz, sert ve soğuk. Am a orada olduğuna dair hiçbir
belirti yoktu.
Afallamış bir halde, elini kaldırmadan önce sola, sonra sağa ilerledi.
Tüm oda boyunca devam ediyordu; masadaki yabancıya ulaşmalarının
imkânı yoktu. Thomas sonunda cama vurm aya b aşladı am a hiçbir
şey olmadı. Arkasındaki Kayranlılardan bazıları ve A ris b u n u daha
önce denediklerini söylediler.
Yaklaşık on adım ilerisindeki tu haf kıyafetli adam b ıkkın bir
şekilde iç geçirdi ve ayaklarını masadan indirdi. Kaldığı yeri kaybet
memek için parmağını kitabın arasına koydu, sinirlendiğini gizlem ek
gibi bir çabası yoktu.
“Kaç kere söylemem gerekiyor?” dedi adam, genizden gelen sesi
soluk yüzü ve sıska vücuduyla uyum içindeydi. V e üzerindeki takımla.
O aptal beyaz takım. Garip bir şekilde, aralarındaki bariyer sesinin