Thomas yatağa yattı, tüm vücudu yanıyordu âdeta. Başını yastığa
gömdü ve Chuck öldüğünden beri ilk kez ağladı. Kapısındaki tabelada
yazan kelime -H ain- sürekli akima geliyordu ve her defasında bunu
düşünmemeye çalışıyordu.
Şaşırtıcı bir şeküde kimse onu rahatsız etmedi ya da iyi olup
olmadığını sormadı. Sessiz hıçkırıkları yavaşladı, kesik kesik nefes
almaya başladı ve sonunda uykuya daldı. Bir rüya daha gördü.
Bu kez daha küçüktü, yedi ya da sekiz yaşındaydı. Başının üzerinde
sanki sihirliymiş gibi parlak bir ışık dönüyordu.
Tuhaf, yeşil giysiler giymiş ve komik gözlükler takmış insanlar
ona bakıyordu. Kafaları bazen ışığı kapatıyordu. Thomas onların
gözlerinden başka bir yerlerini göremiyordu. Ağız ve burunlarının
üzerinde maske vardı. Thomas garip bir şekilde hem o yaştaki halin
deydi hem de bir yandan olaylan dışarıdan izliyordu. Ama çocuğun
korkusunu hissedebiliyordu.
İnsanlar kısık sesle ve donuk bir tonda konuşuyorlardı. Bazıları
erkek, bazıları kadındı ama onlan birbirinden ayırt edemiyordu.
Zaten pek bir şey de anlamıyordu.
Yalnızca parça parça. Fakat hepsi de korkunçtu.
“Onun ve kızın beyinlerini daha derinden kesmeliyiz.”
“Sence bunu kaldırabilirler mi?”
“Bu inanılmaz bir şey. Işıl, içine işlemiş.”
“Ölebilir.”
“Ya da daha kötüsü, yaşayabilir.”
Thomas’ın en son duyduğu cümle onu ilk defa iğrendirmedi ya
da korkutmadı.
“Veya o ve diğerleri bizi kurtarır. Hepimizi.”
51