le rd e n
birine çarptı. Ampul patladı ve söndü; yaratıktan iğrenç bir
inilti çıktı ve geriye doğru tökezleyip yere düştü.
Thomas çamura düşüp yerde yuvarlandı. Hemen ayağa kalkıp
yaratığın etrafında dolanarak parlayan ışıklarını patlattı.
Pat, pat, pat.
Yaratığın boş yere savurduğu bıçak darbelerinden zıplayarak
kaçtı. Hamleleri karşılayıp bıçaklıyordu. Pat, pat, p a t Yalnızca üç
ampul kalmıştı ve yaratık güçlükle hareket ediyordu. Thomas güven
patlaması yaşayarak yaratığın üzerine çıkıp son darbeyi indirdi.
Ampul patlayarak söndü. Canavar öldü.
Thomas ayağa kalkıp hızla dönerek yardıma ihtiyacı olan biri
var mı diye baktı. Teresa kendi canavarının işini bitirmişti. Minho
ve Jorge de öyle. Newt sakat bacağını tutarken Brenda ona yardım
ederek düşmanının son ampullerini bıçaklıyordu.
Birkaç saniye sonra her şey bitti. Ne kıpırdayan bir yaratık vardı
ne de parlayan ampul. Artık sona ermişti.
Nefes nefese kalan Thomas başını kaldırıp sadece beş metre
ileride duran geminin girişine baktı. O sırada pervaneler çalıştı ve
gemi havalanmaya başladı.
“Gidiyor!” diye olabildiğince yüksek sesle bağıran Thomas çılgına
dönmüş bir halde tek kaçış araçlan olan gemiyi gösteriyordu. “Çabuk!”
Kelime ağzından yeni çıkmıştı ki Teresa onu kolundan yakala
yıp gemiye doğru çekiştirdi. Thomas tökezledi ama hemen kendini
toparlayarak çamurda ilerledi. Arkasından gökgürültüsünü duydu ve
şimşeğin gökyüzünü aydınlattığını gördü. Bir çığlık daha. Arkasında
kiler, önündekiler, yanındakiler, herkes koşuyordu. Minho, topallayan
Newt’in düşmemesi için yanında onu kolluyordu.
Kayaç yerden bir metre yükselmişti ve yavaşça daha da yük
seliyordu. Her an pervanelerini tüm gücüyle çalıştırıp uzaklaşacak
377