Diğerleri de ona katıldılar ve tam etrafa yayılmış kaya parçalannln arasından belli belirsiz görünen yoldan yürüyeceklerken Thomas
k o n u ş tu . “Teresa nerede?”
Harriet ona baktı; ay ışığı, yüzünde soluk bir parlaklık oluşturu
y ord u . “Artık çok da umurumda değil. İstediği olmayınca tek başına
k a ç a c a k kadar büyük bir kızsa bizi bulabilir de. Hadi.”
Eğimli ve dönemeçli yolda yürürlerken kuru toprak ve taşlar,
a y a k la r ın ın altında çıtırtıyla eziliyordu. Thomas elinde olmadan ar
k a sın a bakıyor, Geçit’in dar girişinde ve dağda Teresa’dan bir işaret
a n y o r d u . Her konuda kafası çok karışıktı ama yine de içinde tuhaf
bir şekilde onu görme isteği vardı. Karanlık yamaçlara göz gezdirdi
fak at tek görebildiği gölgeler ve ay ışığının yansımalarıydı.
Dönüp yürümeye başladığında onu görmediği için neredeyse
rahatlamıştı.
Grup sessizlik içinde, yolda zikzaklar çizerek dağdan iniyordu. Thomas
yine arkadan geliyordu, zihninin bu kadar boş, uyuşmuş olmasma
şaşmyordu. Arkadaşlarının nerede oldukları ve kendisini ne gibi
tehlikelerin beklediği hakkında hiçbir fikri yoktu.
Yaklaşık bir saatlik yürümenin sonunda bacakları yokuş aşağı
inmekten yandığı sırada dağda büyük bir alanı kaplayan ölü ağaçla
rın olduğu bir yere geldiler. Sanki bir zamanlar bu tuhaf düzendeki
ağaçlan sulayan bir şelale varmış gibi duruyordu.
Hâlâ en arkada olan Thomas ağaçlann uç tarafından geçerken
biri adını söyleyince o kadar afalladı ki neredeyse düşecekti. Hızla
arkasına dönünce Teresa’yı gördü. Sağ elinde sıkıca mızrağını tu
tuyordu, yüzü karanlıktaydı. Diğerleri duymamış olmalıydı çünkü
yürümeye devam ediyorlardı.
“Teresa,” diye fısıldadı. “Ne...” Ne diyeceğini bümiyordu bile.
313