Hava iyice karardığında Teresa sonunda gündüz geldikleri yolcfe
göründü. Kız anında bir şeylerin farklı olduğunu anladı; muhtemelen
herkesin bir kendisine bir Thomas’a bakmasındandı.
“Ne?” diye sordu, yüzünde yine aynı sert ifadeyle.
Cevap veren Harriet oldu. “Konuşmamız lazım.”
Teresa’nm kafası kanşmış gibi görünüyordu ama gruptaldlerle
birlikte uçurumdaki girintinin en uç noktasına gitti. Havayı hızla
hararetli fısıltılar doldurdu ama Thomas hiçbir şey anlayamıyordu.
Verecekleri karan beklemenin gerginliğiyle midesi kasıldı.
Durduğu yerden, konuşmanın hararetinin arttığım görebiliyordu
ve Teresa oldukça sinirli görünüyordu. Kendini haklı çıkarmaya
çalıştığı sırada yüzündeki ifadenin katılaşmasını izledi. Tüm gruba
karşı gibi görünüyordu ki bu da Thomas’ın endişelenmesine sebep
oluyordu.
Sonunda gece karanlığı çöktüğünde Teresa dönüp kızlardan
uzaklaştı ve kamp yerinden çıkıp kuzey yönüne doğru ilerlemeye
başladı. Bir omzunda mızrağı diğerinde de sırt çantası sallanıyordu.
Thomas onu Geçit’in dar duvarlarının arasında gözden kaybolana
dek izledi.
Birçoğu rahatlamış görünen kızlara baktı ve Harriet yanına
geldi. Hiçbir şey söylemeden çömelip Thomas’ı ağaca bağladıklan
ipi kesti.
“Ee?” dedi Thomas sonunda. “Herhangi bir karar verdiniz mi?”
Harriet onu tamamen serbest bırakana dek cevap vermedi; ar
dından ayağa kalktı ve ona baktı. Koyu renk gözleri yıldızlann ve
ayın hafif ışığını yansıtıyordu. “Şanslı günündesin. Seni öldürmemeye karar verdik. Hepimizin içten içe aynı şeyi düşünüyor olması
tesadüf olamaz.
306