“peki o halde,” dedi Teresa. “Oraya kadar taşıyalım.”
Thomas’ı her yanından tutan eller onu havaya kaldırdı. Çuva
lın içinden görebildiği kadanyla Teresa ve yeni arkadaşlarından üçü
aşıyordu. Onu omuzlarına alıp büyük kayaların ve cansız ağaçların
arasından yokuşu tırmandılar. Thomas onlann güçlükle nefes aldık
larını duyabiliyor, ter kokularını alabiliyordu ve sarsıldığı her adımda
onlardan daha çok nefret ediyordu. Teresa’dan bile. Son bir kez ona
zihninde ulaşmayı denedi, güvenebileceğinden emin olmak istiyordu
ama Teresa onu duymadı.
Dağdaki uzun yürüyüşleri -arada görev değişimi yapmak için
durarak- yaklaşık bir saat sürdü fakat Kayranlılann yanından ayrıl
dıklarından beri bunun en az iki katı kadar zaman geçmiş olmalıydı.
Güneş artık tehlikeli bir yüksekliğe erişmeye başlamıştı; sıcaklık bo
ğucuydu. Ama devasa bir çıkıntıyı geçip daha alçak bir zemine indik
lerinde gölgeli bir alana girdiler. Serin hava oldukça rahatlatıcıydı.
“Pekâlâ,” dedi Teresa. “Bırakın.”
Kızlar anında onu homurtular eşliğinde yere bıraktılar. Thomas
bir an nefessiz kaldı ve kızlar düğümleri çözerken güçlükle nefes al
maya çalıştı. Çuvalı başından çıkardıklarında rahat bir nefes alabildi.
Gözlerini kırpıştırarak Teresa ve arkadaşlanna baktı. Hepsi de
silahlarını ona doğrultmuştu ve Thomas bunu saçma buluyordu.
Bir an için az da olsa cesaretini toplayabildi. “Benim fazla iyi
olduğumu düşünüyor olmalısınız. Bıçak ve palalı yirmi kişi karşısında
hiçbir şeyi olmayan ben. Kendimi çok özel hissettim.”
Teresa mızrağıyla doğruldu.
“Bekle!” diye bağırdı Thomas ve Teresa durdu. Teslim olur gibi
ellerini kaldırıp yavaşça ayağa kalktı. “Bir şey yapmaya kalkışmaya
cağım. Beni nereye götürüyorsanız götürün; uslu bir çocuk olup beni
öldürmenize izin vereceğim. Zaten yaşamak için hiç nedenim yok.”
291