ju m e s u a s n n e r
Yemek vakti sessiz ve kasvetli geçmişti. Konuşmaları, Fare Adam’ın
pgğişkenler ve onlara verecekleri tepkilerin ne kadar önemli oldu
ğuyla ilgili söylediklerine kayıyordu. “Taslak” yaratmaya ve yok etme
modellerini bulmaya... Tabii hiçbirinin verecek bir cevabı yoktu, yal
nızca boş yorumlar yapıyorlardı. Tuhaf, diye düşündü Thomas. Test
edildiklerini, İSYAN’ın deneylerine tabi tutulduklarını biliyorlardı.
Bazı açılardan, sırf bu yüzden farklı davranmaları gerekiyormuş gibi
geliyordu ama yine de ilerlemeye, savaşmaya, hayatta kalmaya de
vam ediyorlardı; söz verilen tedaviyi elde etmek için... Thomas bunu
yapmaya devam edeceklerinden de emindi.
Minho yeniden yola çıkacaklarını söylediğine Thomas’m bacak
larını ve eklemlerini açması zaman almıştı. Gökyüzünde yükselen
gümüş rengi ince ay etrafı aydınlatmakta ancak yıldızlar kadar etkiliydi.
Fakat zaten boş ve kurak arazide koşmak için ışığa ihtiyaçları yoktu.
Eğer yanılmıyorsa, kasabanın ışıklarına yaklaşmaya başlamışlardı.
Işıkların titreştiğini görebiliyordu; muhtemelen ateş yanıyordu ki bu |
mantıklıydı çünkü çölün ortasında elektrik olması ihtimali çok azdı. |
Tam olarak ne zaman oldu bilmiyordu ama birden binalar çok daha
yakında gibi göründü. Düşündüklerinden daha fazla bina vardı. Daha
yüksek ve genişlerdi. Belirli aralıklarla, bir düzen içinde yayılmışlardı.
Tek bildikleri buranın bir zamanlar büyük bir şehir olabüeceğiydi.
Fakat mahvolmuştu. Güneş ışınlan bu kadar zarara neden olabüir
miydi? Yoksa sonrasında başka şeyler mi olmuştu?
Thomas sonraki gün ilk binaya ulaşabileceklerini düşünmeye
başlamıştı.
Artık çarşafların korumasına ihtiyaçları olmasa da Aris hâlâ yanında
koşuyordu ve Thomas onunla konuşmak istedi. “Senin Labirentle
W daha fazla şey anlat bana.”
gili
Aris’in nefes alıp verişi düzenliydi; o da Thomas gibi formda
görünüyordu. “Benim Labirent mi? Bu da ne demek oluyor?”
119