ğil. Güvenli oda, güvenli gerçek, anlatılacak güvenli sır diye
bir şey yok.
Köpeğin koluma saplanıp etimi parçalayan dişlerini hâlâ
hissedebiliyorum. Tori’yi başımla selamlayıp kapıya yöneliyorum, ama tam çıkacakken Tori beni dirseğimden yakalıyor.
“Seçimiyle yaşamak zorunda olan sensin,” diyor. “Kararı
ne olursa olsun, herkes seçiminin üstesinden gelir, hayatına
devam eder. Ama bu sen değilsin.”
Kapıyı açıp dışarı çıkıyorum.
Kantine dönüp Fedakarlık masasında, beni neredeyse hiç tanımayan insanların yanına oturuyorum. Babam, çoğu topluluk etkinliğine gitmeme izin vermez. Ortalığı karıştıracağımı, itibarını zedeleyecek bir şeyler yapacağımı söyler durur.
Umurumda değil. Hürmetkâr ve her zaman ezik Fedakarlarla
birlikte olmaktansa, sessiz evimdeki odamda oturmaktan çok
daha mutluyum.
Gerçi onlarla nadiren bir arada olmamın bir sonucu olarak
Fedakarlık üyeleri, bende bir sorun olduğuna, hatta hasta, ahlaksız ya da tuhaf biri olduğuma ikna olmuş durumda görünüyorlar. Benimle selamlaşmaya gönül yatıranlar bile gözüme
bakamıyor.
Ellerimi dizlerime yapıştırıp oturuyorum, diğer öğrenciler adaylık testlerini bitirirken diğer masaları seyrediyorum.
Bilgelik masası, bir sürü kitapla dolu, ama hepsinin çalıştı7