“Konuşulacak bir şey yok, ben kararımı verdim. Senden izin
istemiyorum.”
Kadının inadı adamın sabrının sınırlarını zorlasa da derin nefesler alıp
birkaç saniye gözlerini yumdu Selim. Eliyle kapattığı gözkapaklarını
ovuşturup aldığı nefeslerin işe yaramasını diledi. Parmaklarını
gözlerinden çekip “Biraz makul ol,” dedi Selma’ya.
Ne adamın öfkesiyle verdiği savaş ne de ulaşma çabaları umurunda
değildi Selma’nın. Aksine sabırlı olmasın istiyordu. Onları bekleyen
fırtınayla bir an evvel yüzleşip, aralarındaki ipleri inceldiği yerden
koparmak istiyordu. Bu adı konmamış mücadele ne kadar uzarsa, o
kadar güçsüz düşmekten korkuyordu. Kendini bir parça bıraksa Selim’e
teslim olacağını biliyordu. O yüzden o da öfkesine tutundu.
“Bu tartışmaya açık bir konu değil, tıpkı ayrıldığımız gibi!” dedi.
Ağzından dökülenlerin keskinliği bir yana karşısındaki kadının
bakışları tek bir çıkar yol bırakmıyordu Selim’e. Bu bakışları tanıyordu.
Geri adım atmayacağını biliyordu. Tam da o an, birkaç dakika önce içini
dolduran sevincin zerresi kalmadı adamın benliğinde. Tüm ruhuna
keskin bir acı çöreklenip oturdu.
Sesinin titremesine engel olamadan “Eğer fark etmeseydim bunu da
diğeri gibi benden habersiz aldıracaktın değil mi?” diye sordu.
Cevabını bildiği bir soruyu neden sorduğunu bilmiyordu adam.
Bakışlarını karşısındaki kadından kaçırmak istiyor; ama başaramıyordu.
Orda bir yerdeydi sevdiği kadın, biliyordu. Kaynayan öfkesinin altında ne
gizlediğini Selim’den iyi kim bilebilirdi? Ama neredeydi o kadın? Nasıl
olur da gözlerine kilitlenmiş bakışlarda onun zerresine rastlayamazdı?
Nereye saklamıştı o kadını Selma?
Selma’nın akşamın başından beri örmeye çalıştığı duvarlar, adamın
gözlerindeki acıyı fark eder etmez ağır bir darbe aldı. En derinlerinden
yükselen pişmanlığı, çaresizliği bastırdı o birkaç saniyede. Teslim olmak
için yanıp tutuşan tarafını, bu mücadeleden galip çıkması gereken
nedenler bertaraf ettiler hemen. Ruhu ne kadar yaman bir çelişkiye esir
düşerse düşsün belli etmemeye çalıştı karşısındaki adama. Sesine sinen
acıyı, dudaklarından dökülen umutsuzluğu silmek için gidip adama sıkı
sıkıya sarılma isteğini bastırdı büyük bir çabayla. Ağzını açıp da tek
kelime etmedi, edemedi. Dudaklarından dökülecek her sözcük, içinin
acısını açık edecekti çünkü.
“Benim çocuğumu doğurmak bu kadar mı zor senin için?” dedi Selim,
Selma sessizliğini sürdürünce. Konuşsun istiyordu, bir şey söylesin…
Söylesin de yıllardır içine çöreklenip oturmuş o kırıklığı haklı ya da
haksız çıkarsın. Aslında Selim en çok kadının ‘Yanılıyorsun’ demesini
umuyordu. Selma bir şeyler söylesin de tüm kırgınlığı silinsin istiyordu.
Adamın bakışlarından süzülen kırgınlığa daha fazla direnemeyeceğini
biliyordu Selma. Orada biraz daha dikilirse dayanamayacağını, adamın
duymak için can attığı cümleleri kuracağını biliyordu. O cümleleri