Selim parmaklarını gevşetirken kadının canını çok fazla yakmamış
olmayı umuyordu. Benliğinde alttan alta kaynayan öfkeyi seziyordu; ama
o an en son istediği şeydi öfkesine yenilmek.
“Sen de benim canımı yakıyorsun,” dedi kadına, sesinde engel
olamadığı bir buruklukla.
Kadının hali, tavrı, ağzından dökülenler, Selim’i ikna edebilmek için
verdiği boşuna gayret canını yakıyordu adamın. Üstelik böylece gecenin
başından beri anlamlandıramadığı hırçınlığını ve uzaklığını da bir
nedene bağlayabiliyordu. Ama bulduğu hiçbir neden hissettiği kırgınlığı
azaltmıyordu. Selma’nın bakışlarındaki inkâr, her geçen dakika daha
fazla hayal kırıklığına uğratıyordu adamı. Kabullenmeyecekti belli ki…
İnatla birbirlerinin gözlerine baktıkları birkaç saniyenin ardından ilk
pes eden Selim oldu. Kapıya doğru dönüp, Selma’yı da peşinden
sürüklemeye başladı adam. Kadının gözünün içine baka baka yalan
söylüyor olmasına tahammül edemiyordu.
“Tamam, o zaman hastaneye gidip test yaptırmamızın bir sakıncası
olmaz senin için,” derken blöf yapmıyordu Selim.
Selma adamın kararlılığının farkındaydı. İnatla ayaklarını sürüyüp tüm
kuvvetini toplamayı denedi ve adamı itti. Kolunu kurtarmayı
başaramadıysa da Selim’i durdurmaya yetmişti çırpınışı.
Selim genç kadına dönüp kavradığı kolu isteksizce bıraktı. Selma’nın
eli hemen adamın kavradığı yere gitti, bir şey söylemese de kolunu
ovuşturduğuna bakılırsa canı yanmıştı. Yıllar önce bir kez daha canını
istemeden yaktığı aklına düşünce pişmanlıkla yüzü buruştu adamın. Yine
de
pişmanlığı
Selma’nın
yalan
söylüyor
olduğu
gerçeğini
değiştirmiyordu.
Genç kadın “Beni zorla hiçbir yere götüremezsin!” dediğinde bu
gerçeğin en az onun kadar farkındaydı Selim. “İstemediğim hiçbir şeyi
yaptıramazsın! Hâlâ beni tanıyamadın mı?”
“Bu tepkiyle sen zaten beni doğruladın Selma.”
Selma’nın tüm hırçınlığının aksine Selim’in sesi garip bir sakinliğe
bürünmüştü. Şüphelendiği olasılıktan neredeyse emin olması mıydı bu
sükûnetin sebebi, yoksa altında büyük bir öfkeyi gizliyor olması mı emin
olamadı Selma. O an çok da umursadığı söylenemezdi zaten.
Kendisinden bu kadarını bile beklemezken işlerin geldiği noktada pes
edemezdi. Söyleyecekleri ne kadar canını yakacak olursa olsun durma
izni vermedi kendine.
“Defol git evimden!” diye tısladı.
Selim’in gözlerinde bir an öfke kıvılcımları parıldayıp söndüler.
Kadına bir adım yaklaşıp “Bana pişman olacağım şeyler yaptırma!”
dedi adam, “Sabrımın sınırlarını zorlama!”
Adamın öfkesini ne kadar tanıyor olsa da, geri adım atmaya niyeti
yoktu Selma’nın.