Birkaç saniye süren sessizlik bir ömür gibi geldi adama. Suskunluğu
ikisine çarpıp büyüdü sanki.
“Sana değer verdiğimi biliyorsun,” dedi yetmeyeceğini bile bile.
Kadının söylediklerinde haklı olduğunun farkındaydı; ama onu asla
onun ifade ettiği şekilde görmemişti. Çok hata etmişti biliyordu. Yeni
yeni farkına varmıştı belki ama artık biliyordu. Yine de Selma’nın ona
değer vermediğini hissetmesi… İşte buna neyin sebep olduğunu
kavrayamıyordu adam. Onu rahatlatmak ve aksine inandırmak için bir
şeyler söylemek istedi; ama uygun kelimeleri bulup konuşamadı. Tekrar
konuşmaya başlaması için ardı sıra yutkunması gerekti.
“Sen benim sevdiğim tek kadınsın Selma. Sahip olduğum en iyi dost,
en yakın arkadaşımsın. Daha önce de kaç kez söyledim sana, seni asla
basit bir kadın gibi görmedim ben, asla! Bu hayatta beni en iyi tanıyan
kişi sensin ve bu bebeği ne kadar istediğimi de yine en çok sen biliyorsun.
Lütfen, istersen sana yalvarırım bile, bu çocuğu doğur ne olursun.”
Selma başını kaldırıp adamın gözlerine baktı ve o gözlerden
süzüldüğünü gördüğü iki damla sanki kadının yüreğine düştü. Selim’in
kahverengi gözlerinden süzülen o iki damla, Selma’nın yüreğini aşındırdı.
Geceden beri milim milim inşa ettiği tüm duvarları titretti. Onu daha
önce hiç ağlarken görmemişti, keşke hiç de görmeseydi. Daha fazla
dayanamayacağını biliyordu genç kadın, bunu bilmenin telaşıyla kalkıp
yatak odasına gitti ve kapıyı ardından kilitledi. Sırtını kapının ahşabına
dayayıp çöktü olduğu yere. Karmakarışıktı Selma, hiç olmadığı kadar
arada kalmıştı.