“Çok uzun zamandır etrafta olmak, geçmiş tarafından
yıpratılmak, çok fazla şeyle dolmak, anlamsızca doymak…
bana bunlardan bahsettin. Sana inanmıyorum. Zaten her
halükârda vazgeçmeyeceksin. Yaşamayı seviyorsun, çünkü
ondan ötesi yok. Tanrı diye bir şey yok ve onun bize verdiği
tek emir yaşamak. Bana söz ver.”
Harley bana havadisleri verdiğinden beri, dürüst olan
bir yanım şöyle düşünüp duruyordu: Artık hikâyeyi anlatmalısın. Anlatılmaz olan hikâyeyi. Ne kadar erteleme aldığını
merak eder dururdun. Görünüşe göre yüz altmış yedi yılmış.
Bir kızı bekletmek için çok uzun bir süre.
“Bana söz ver Jake.”
“Ne için söz vereyim?”
“Grainer izini bulup seni öldürene dek orada ruh gibi
oturmayacağına söz ver.”
Ne zaman bu ânı hayal etsem saf bir rahatlama hissedeceğimi düşünürdüm. İşte o an sonunda gelip çatmıştı ve sahiden de rahatlama hissediyordum, fakat hiç de saf değildi.
Benliğimin çıkarcı, küçük ateşi itiraz ederek titreşiyordu.
Artık eskiden olduğu kişi olduğundan değil. Bugünlerde
hüzünlü bir tebessümü hak ediyor; yaşlı bir ada