duyulmayacağına söz veremem, Mimi, ama orada kimin olduğunu bilmemiz gerek.”
Mimi içini çekti ve istemeye istemeye, “Kyle Kirsch” dedi.
Cevabı nefesimi kesti. “Yani Kyle’ın Hana’nın ölümüyle hiçbir
ilgisi yok muydu?”
Mimi şaşırmış gibiydi. “Hayır, hem de hiç yoktu. Kyle’a da
neredeyse bana davrandıkları kadar kötü davranıyorlardı. Ama o
şerifin oğluydu, o yüzden o kadar ileri gidemiyorlardı.” Mimi
kolumu
tuttu,
tırnakları
koluma
battı.
“Jeff
Hargrove’u
tanımıyorsun. O delinin teki. Şerif olsa da olmasa da ikimizi
birden öldürürdü.”
“Tamam, o zaman mesele ne?” diyerek yüksek sesle düşündüm. Bakışlarım Cookie’ye odaklandı. “Kyle, bunların ortaya
çıkmasını istemediği için herkesi öldürüyor mu?”
Mimi neredeyse haykırarak, “Ne?” dedi; tırnakları etime
iyiden iyiye batıyordu şimdi. “Kyle bunu asla yapmaz. O kimseye
zarar vermez.”
Anlayışlı bir sesle, “Mimi” dedim, “Kyle senatörlüğe aday
olduğunu duyurduktan iki saniye sonra insanlar ölmeye başladı.
Bunu açıklamak biraz zor.”
“insanların ölmeye başladığını biliyorum, ama bunu kimin
yaptığını kimse bilmiyor. Kyle bile. Korkudan altına edecek
halde.” Mimi Cookie’ye baktı. “Bir sürü koruma tut tu.” Bir an
düşüncelere daldıktan sonra başını iki yana salladı. “Katil Jeff
Hargrove olmalı. O hep deliydi.”
Cookie öne eğildi. “Mimi, Jeff Hargrove iki hafta önce yüzme
havuzunda boğuldu.”
Mimi’nin yüzünde katıksız, dizginlenemez bir şok belirdi.
Kadının kafası da bizimki kadar karışıktı. Bense yolumu ta mamen kaybetmiştim.
“Nick Velasquez’in de üç hafta önce intihar ettiği iddia
ediliyor.”
“Bunu biliyordum. Anthony Richardson da ölmüş, ama Jefften
haberim yoktu.”