meye istemeye taburcu ediyordu. Şu anda evrak işlerini hal letmekle
meşguldü.
Saat
ilerlemişti,
ama
bilgisayarım
evimdeyken ve ben orada da rahatlıkla oturabilecekken, bir hastanede oturmamın hiç anlamı yoktu. Bilgisayarımın başında
olursam
Reyes’m
internetteki
fotoğraflarına
bakarak
vakit
geçirebilirdim.
Dondurmayı bıraktım ve yatağa, Garrett’m yanına tırmandım.
“Battaniyeyi çekiştiren tiplerden değilsin, değil mi?”
Reyes’ı
yakınımda
hissedebiliyordum.
Garrett’la
yatağa
girdiğimde gerildiğini hissetmeden edemedim. Kıskanıyor muydu?
Garrett’ı? Ben bir arkadaşımın yanındaydım. O kadar. Onu teselli
edip rahatlatmak için.
Garrett, “Hiç rahat değilim” diye inledi.
“Saçmalama. Benim varlığım bile başlı başına rahatlatıcı.”
“Pek sayılmaz.”
Kolumu başının üzerinden aşırdım ve başını omzuma çektim.
“Ay!”
“Lütfen” dedim gözlerimi devirerek.
“Şu anda yaslandığın omzumdan vuruldum.”
Başını kabaca okşarken, “Ağrı kesici verdiler sana” dedim.
“Mızmızlanma.”
“Uslu durmak ilgi alanına girmiyor, değil mi?”
Yüksek sesle iç çekerek başını bıraktım ve yana kayıp ondan
uzaklaştım. “Böyle daha mı iyisin?”
“Tehlike ve Will Robinson’ı elleyebilsem daha iyi olurdum.”
Odada statik elektrik gibi çatırdayan öfke dalgasını yok
sayarak kızların üzerini korumacı bir tavırla örttüm. “Hayat ta
olmaz” diyerek Garrett’m kateterli eline vurdum.
Garrett yine alçak sesle güldü, sonra acıyla yan tarafını tuttu.
Bir iki saniye kendini toplamaya çalıştı, sonra “Göğüs