kurşun sıktı; silahını öyle hızlı çekmişti ki, neredeyse göre memiştim. Tabii, hiçbir şeyi net bir biçimde göremiyordum
aslında. Şeytani Murtaugh silahını çekip ateşe karşılık verdi,
Swopes’u duvarın arkasına saklanmak zorunda bıraktı. Epeyce
gürültü kopmuştu. Şeytani Murtaugh’ya toslayarak Swopes’a
yardım etmeye çalıştım, ama tek yapabildiğim başımı eğmek ve
ayakkabılarını yine açık seçik görmek oldu.
Angel,
“Vuuuhuuuu!”
diyerek
tezahürat
yaptı,
bağırdı,
hoplayıp sıçradı. Onu hiçbir yere götüremiyordum.
Birkaç el daha ateş edildi ve biri kapıyı tekmeleyerek kırdı. O
kişinin de ayakkabıları güzeldi. Parlak. Birden Ga rrett’m iplerimi
çözmekle meşgul olduğunu fark ettim. Ayağında tozlu botlar,
üzerinde blucin vardı. Ve Şeytani Riggs ayaklarımın dibinde
cansız yatıyor ya da yatmıyor olabilirdi. Yani, gözleri öyle açık ve
kör gibiyken, epeyce ölü görünüyordu. Ama ani kararlar vermek
istemiyordum.
Garrett, güzel ayakkabılı adama, “Diğeri arkadan kaçtı” dedi.
Böyle kaliteli arkadaşların olduğu kimin aklına gelirdi?
Başımı Uç Ahbaplardan Ölümcül Ninja Adam’ın kimliğini
tespit edecek kadar uzun süre yukarıda tutmayı başardım. O ve
yardakçıları geçen sabah daireme girdiklerinden bu yana pek
değişmiş gibi görünmüyordu. Büyük bir şaşkınlıkla, “Bay Chao”
dedim, “beni nasıl buldunuz?”
Garrett iplerle boğuşurken, “Bay Chao’yla ikimiz, ben bir süre
önce, onu seni takip ederken enselediğimde telefon numarası
alışverişi yapmıştık” dedi. Pes ederek ortaya şeytani görünen bir
bıçak çıkardı.
“Yani, o da mı beni takip ediyordu?”
“Evet. Hem de günlerdir.”
Azarlarcasma “Bay Chao” dedim, “ama kıçım güzel, değil mi?”
Bay Chao yumuşak bir sesle, “Adamın peşinden gitmeli
miyiz?” diye sordu.