Test Drive | Page 235

Murtaugh* olduğunu anlamak zordu, ama belli ki ikisi de onların şeytani versiyonlarıydı. Yüzlerini neden çıkaramadığımı da çözdüm. Suratlarında takım elbiselerine pek yakışmayan kar maskeleri vardı. Çok geçmeden bir sandalyeye bağlı olmanın, sanıldığından çok daha rahatsız edici olduğunu fark ettim, ipler bileklerimi ve kollarımın üst kısımlarını kesiyor, zavallı Tehlike ile Will Robinson’ı gereksiz yere sıkıştırıyordu. Bir daha eskisi gibi olamayacaklardı. “Şey, şeker numarasını denedim” diyen Angel hoplayıp sıçramaya, adamların tam olarak ne yaptığını görmeye çalışmaya devam etti. “Bilirsin işte, bana söylediğin gibi, ama kedisi şekeri yalarken ‘Charley’nin yardıma ihtiyacı var’dan çok ‘Lil kıç sever’e benzeyen bir tavırdaydı.” “Ubie’nin kedisi mi var?” Öyle hızlı bir hareket parıltısı gördüm ki, sağımdaki paslı bir lavaboya baktığımı bile son anda fark ettim. O anda çenemde keskin bir acı hissettim ve başıma geleceklerin ne kadar berbat olduğu kafama dank etti. Of, işkenceden nefret ediyordum. “Bana yine vurdunuz” dedim tuhaf bir öfkeye kapılarak. “Yok ya?” dedi Şeytani Riggs. Çok bilmiş. “Beynimin bir kısmı acıyor. Beynimin o kısmına ne dendiğini ve işinin ne olduğunu öğrenmek istiyorum.” Şeytani Riggs duraksadı. “Bayan, beyninin o kısmına ne dendiğini bilmiyorum.” En iyi arkadaşına döndü. “Sen biliyor musun?” Şeytani Murtaugh, “Dalga mı geçiyorsun?” dedi. Ama so rusunun samimi olmadığını hissettim. Beni kaçırdıklarından şiddetle kuşkulandığım adamların kimliğini tespit etmek için elimden geleni yaptım, ama bir türlü odaklanamıyordum. Bana verdikleri şey şahaneydi. almam şarttı. * Cehennem Silahı filmindeki polisler, (yay.n.) Tarifini