Test Drive | Page 234

zeyen bir yere sürüklerken, “Bana vurdunuz” dedim. Sonsuz bir kabalıkla, ikisi de cevap vermedi, ben de açık seçik ko - nuşmadığımı fark ettim. Ayaklarım bağlıyken yürümenin de neredeyse imkânsız olduğu ortaya çıkmıştı. Neyse ki silahlı bir korumam vardı. Bu, kendimi tuhaf bir biçimde önemli hissetmeme sebep oluyordu. Kendi korumalarıma ihtiyacım vardı. Maksimum güvenlikli kaçırılmama bir programın engel uygulanması olmayacak, kendime yalnızca olan gelecekte güvenimi de artıracaktı ve güven ne kadar artarsa, insan o kadar mutlu olurdu. Angel, kızgın tavadaki bir çekirge gibi hoplayıp sıçrayarak, “Ne yapacağım?” dedi. Onu görmek zaten güçtü. Dilimin kalınlığının ötesinde bir şeye odaklanamıyor gibiydim. Kelimeleri yuvarlayarak, “Ubie’yi çağır” dedim. “Sence bu aklıma gelmemiş midir? Sen komadaki hasta taklidi yaparken ona ulaşmaya çalıştım, Rip Van. Şu anda panik içinde, sana telefon etmeye çalışıyor. Büyük teyzen Lillian’m ona musallat olduğunu sanıyor.” Korumalarım beni kırık dökük, tek kişilik bir tuvalete benzeyen bir odanın eşiğinden geçirdiler. Odanın ucunda bir yerde, bir sandalye duruyordu ve yanında üzerinde çeşit çeşit, bulanık işkence aletleri olan bir şifoniyer vardı, iğneler, bıçaklar, tek bir amaçla tasarlanmış olan metal aygıtlar. Hiç olmazsa korumalarım biraz çaba göstermiş, ödevlerini yapmış ve odayı hazırlamışlardı. Ben, işkence edip çöle gömecekleri, sıradan bir kız değildim. İşkence edilmek ve çöle gömülmek üzere özellikle seçilmiştim. Kendime olan güvenim çoktan artmıştı. Adamlar beni sandalyeye bağlama amacıyla pat diye otur turken, “Peki, Ubie neden Lil Teyzenin ona musallat olduğunu düşünüyor?” diye sordum. Korumalarımdan biri, “Kiminle konuşuyor bu?” diye sordu. Diğer koruma homurdandı. Hangisinin Riggs, hangisinin