Test Drive | Page 213

üzerine çökmesi, adamın ona yeşil gözlerinde kadını tanıdığını gösteren bir pırıltıyla bakması da olabilirdi. Daha önce bir ölünün canlı bir insana zarar verdiğini hiç görmemiştim -bunu yapıp yapamayacaklarını bile bilmiyordumama bu adamı yere düşürmek zorunda kalmayı hiç istemiyordum. Adam acayip iriyarıydı. Ve onu görebilen tek kişi ben olduğumdan, göze epeyce tuhaf görünecektik. “Ben... söylediğiniz şey hakkında hiçbir şey bilmiyorum” dedi kadın. Kadının sesindeki, onu ele veren titremeyi kaydederek, “2000 model beyaz Taurus’unuzla evsiz bir adama çarptınız, onu arabanızın bagajına kapattınız, sonra da ölmesini bekle diniz. Bu, olanları özetliyor mu?” Göz ucuyla Garrett’a baktım, çenesinin kasıldığını gördüm; sorgulama tarzımdan endişe mi duyduğunu, yoksa kadının yaptığı şeye mi öfkelendiğini bilemiyordum. Bagajdaki ölü berrak, sert ve tok bir sesle, “Coal Caddesi’nde oldu” dedi. Sesi önce beni irkiltti, ama deliler bile arada bir net bir biçimde düşünürlerdi. Sonra adam bana döndü ve sert bakışlarıyla beni olduğum yere mıhladı. “İster inan iste r inanma, bir otoparkta oldu.” Şaşkınlıktan tizleşen sesimle, “Ona bir otoparkta çarptınız, değil mi?” diye sordum. Garrett yanımda kıpırdandı; nereye varmaya çalıştığımı merak ediyordu. Bunu ben de merak ediyordum. Bu kez kadının gözleri irileştiğinde, yüzünde inkâr edilemez bir suçluluk belirdi. “Ben... kimseye çarpmadım.” Adam yüzünde anıların iziyle, “Çok sarhoştu” dedi. “Ayakta duramayacak kadar sarhoştu ve bana iyileşeceğimi, arabanın arkasına oturmamı söyledi.” “Ona arabanızın arkasında oturmasını söylediniz” derken kadını suçlayıcı bakışlarımla delik deşik ettim, “içkiliydiniz.” Bayan Liedell kendisine kamera şakası yapılmadığından