mak için para ödediğimi biliyor. Ya peşime düşerse?”
“Bunlar bende kalabilir mi?”
“Hayır!” Kartpostalları elimden kaptı.
Tamam. Amma malına düşkündü, yahu! “Bakın, bu benim
kartım” dedim ona kartımı uzatırken. “Peşinize düşerse beni
arayın. Onu yakalamam gerek.” Cookie’yle ikimiz gitmek üzere
döndük.
“Bir dakika, hayır, öyle demek istemedim.” Kadın Ispanyol
karolarında tıkırdayan topuklu ayakkabılarıyla peşimizden geldi.
“Ya beni öldürmeye, buraya gelirse?”
Durup kadına kuşkuyla baktım. “Ölmenizi istemek için bir
sebebi mi var, Bayan Oake?”
“Ne? Hayır.” Kadın yine yalan söylüyordu, insanlara yıllarca
onu gözetlemeleri için para vermek dışında, başka ne yaptığını
merak ettim.
“O halde ortada bir sorun yok.” Çıkmak üzere döndüm. Kadın
etrafımızda koşturup yolumuzu kesti. “Yalnızca, ben... Herkes...”
“Gerçekten, Bayan Oake, çözmem gereken bir vaka var.” “işte”
dedi kadın, kartpostalları uzatarak, “bunları size vereceğim.
Zaten taranmış halleri bilgisayarımda var. Tek istediğim, Reyes
bulunur bulunmaz beni aramanız.”
isteksiz bir ifadeyle Cookie’ye baktım. “Bilmiyorum. Bu güveni
istismar etmek olabilir.”
“Hayatım tehlikedeyken değil” diye ciyakladı kadın. “Sizi
parayla tutacağım.”
Vardığım ilk sonuçlarda yanılmıştım. Bu çok ilginçti. “Her
şeyden önce, zaten bir müşterim var. Bu vakayla ilgili başka bir
müşteriyi alamam. Bu menfaat çatışması olur. İkincisi, hayatınız
neden tehlikede olsun ki? Reyes Farrow’dan korkuyor musunuz?”
“Hayır” dedi kadın gergince sırıtarak. “Yalnızca... şey, biz
evliyiz de.”