“Eh, o halde yeni kaynaklar bulsanız iyi olur. Onu ölüme terk
etmeyi planlıyorlardı, Bayan Oake. Ama o uyandı ve oradan
kaçtı.”
Kadın tiz bir sesle, “Kaçtı mı?” diye haykırdı. Bu beklediğimden çok daha eğlenceliydi. Hem kadının şaşkınlığı ha kikiydi. Reyes’ın bedenini nereye sakladığı konusunda hiçbir fikri
yoktu. Bu gerçeğin tadını çıkarmak ile üzülmek arasında kaldım.
Reyes’a bir adım bile yaklaşamamıştık. Tam yazılarına bakmak
için tekrar dönmüştüm ki, dizlerinde derman kalmadığı anlaşılan
Elaine bir sandalye çekti.
Sanatsal görünen ama adımı söyleyen çizim aslında bir
binanın çizimiydi. Çizime yaklaştım ve yumuşak bir sesle iç
çektim.
Elaine arkamdan, “Ah, o eski bir bina” dedi. “Nerede olduğunu
bilmiyoruz, ama Avrupa’da bir yerde olduğunu sanıyoruz.”
Cookie’ye döndüm, başımı hafifçe sallayarak kendi yönümü
işaret ettim. Kadın kaşlarını çatarak bana yaklaşırken omzunun
üzerinden geriye temkinli bakışlar attı. Yanıma vardığında çizimi
inceledi ve o da usulca iç çekti.
“Bahse girerim haklısmızdır” dedim. “Avrupai görünüyor.”
Ama bina Albuquerque, New Mexico’daydi ve Cookie de ben de o
binada yaşıyorduk.
Gözlerimi tekrar kartpostallara çevirdim. “Bu kartpostalların
nereden geldiğine bakabilir miyim?” diye sordum.
Elaine kendini yelpazelemekle meşguldü. Sandalyeden zorla
kalkıp vitrini açmak için diğer tarafa geçti. “Sizce peşime düşecek
mi?” dedi kartpostalları verirken.
“Bunu neden yapsın ki?” dedim; bu pek ilgimi çekmemişti. İki
kartpostal
da
Meksika’dan
postaya
verilmişti.
Üzerlerinde
Reyes’m hapishane adresi vardı, ama geri dönüş adresi ya da
herhangi bir mesaj yoktu. Bu da Elaine’in panik moduna geçme
yönündeki ani ihtiyacından çok daha ilginçti.
“O kim olduğumu biliyor” dedi kadın. “Hakkında bilgi al