ki şeylerin en çarpıcısıydı. Bu Reyes’ı hücresindeki karyolada
otururken gösteren siyah-beyaz bir fotoğraftı; kolunu büktüğü
dizinin üzerine atmış, başını arkaya, duvara yaslamış, gözlerini
kapatmıştı, yüzünde de olabilecek en umutsuz ifade vardı.
Göğsüm sıkıştı. Onun neden hapse dönmek istemediğini
anlayabiliyordum,
ama
yine
de
ölmesine
izin
veremezdim.
Özellikle Mavi’nin söylediklerinden sonra. Ve Pari’nin.
Burası, bu müze, beni adeta sersemletmişti. Ben Reyes’m
sadece bana ait olduğunu, benim küçük sırrım, benim hâzinem
olduğunu,
ölene
dek
ayrılmayacağımızı
düşünürken,
onun
özlemiyle yanıp tutuşan sürüyle kadın vardı. Tabii onların birini
bile suçlayamazdım, ama yine de içim acıyordu. Cookie hiç
kıpırdamadan duruyor, ne yapacağımı merak ediyordu.
Daha fazla bilgi alma umuduyla, “Yani HollandalInın kim
olduğunu bilmiyor musunuz?” dedim.
“Gardiyanlardan biri benim için bunu öğrenmeye çalıştı. Ona
epeyce yüklü bir meblağ teklif etmiştim, ama Reyes neler
olduğunu anlamıştı; gardiyan kovuldu. Reyes çok akıllıdır. İki
ayrı okuldan diploması var. Onları hapishanedeyken aldı.”
Bunu bilmiyormuş gibi davranarak, “Sahi mi? inanılmaz”
dedim. Kadın, Reyes hakkında belli ettiğimden fazlasını bildiğimi
anladığı takdirde, muhtemelen bendeki bilgileri alana kadar
yakamı bırakmazdı. Ya da bana reddedebileceğimden emin
olmadığım kadar büyük bir para teklif ederdi. Özellikle de Reyes
gözümden düşmek için elinden geleni ardına koymazken. “Bana
şu
andaki
kaynağınızın
adını
vermeniz
mümkün
değildir,
herhalde?”
“Ah, hayır. Bu güveni istismar etmek olur. Hem araştır malarımı kesmem gerektiği konusunda uyarı aldım. Kaynağımın
işten kovulmasını ya da tutuklanmayı göze alamam.”