Elaine’in sesini duyunca yerimden sıçradım, fotoğraflara
bakmayı sürdürürken içimden sonradan onları çalmak için buraya
izinsiz girdiğim takdirde paçayı yırtma ihtimalimi hesapladım.
Cam vitrinlerde sözde Reyes’a ait olan farklı nesneler vardı.
Hapishane üniformasından tarağa, eski bir saatten birkaç kitaba,
Reyes’m aldığı bir iki kartpostala dek. Daha yakından baktım.
Kartpostalların ikisinde de, gönderen adresi yoktu. Vitrinin daha
aşağısına baktığımda, bir rafa yayılmış, el yazısıyla dolu sayfaları
gördüm. Yazı keskin katlı, akıcı ve iddiaya göre Reyes’mdı.
Elaine biraz kibirli bir sesle, “El yazısı harikulade” dedi. Beni
şaşırtmak ona zevk vermiş gibiydi. “Hâlâ ‘Hollandalı’nın gizemini
çözmeye çalışıyoruz.”
Donakaldım. Kadın “Hollandalı” mı demişti? Birkaç saniye
sonra kendime gelerek doğruldum ve ona en soğukkanlı bakış ımı
attım. Neyse ki Cookie kadının arkasında, yan tarafta duruyordu
ve böylece Elaine onun gözlerinin fal taşı gibi açıldığını göremedi.
“Hollandalı mı?” diye sordum.
“Evet.” Kadın biraz ilerleyip işaret etti. “Yazıya dikkatli
bakın.”
Tekrar eğilip okudum. Hollandalı. Tekrar tekrar. Her satırda
tekrar tekrar Hollandalı yazıyordu. Yani, görünüşe bakılırsa
mektup, lakabımın sayısız kez tekrarlanışmdan oluşuyordu. Son
sayfa
biraz
farklıydı.
Burada
yine
Hollanda lI
kelimesini
oluşturan, kelimelerden oluşan bir çizim vardı. Kalp atışlarım
varış çizgisine ulaşmaya çalışır gibi, birbirine takılır oldu.
“Bunların ne kadar eski olduğunu biliyor musunuz?” de dim,
sakinleştirici nefesler aldıktan sonra.
“Ah, birkaç yıllık. Reyes, gardiyanın bunları benim için
çaldığını öğrendiğinde, yazmayı bıraktı.”
Vitrinin ucunda bir fotoğraf vardı ve muhtemelen odada