etti. “Belirtilen saatlerde gelebilir misiniz?”
Dedektif kimliğimi arka cebimden çıkardım. “Aslında, bir vaka
üzerinde çalışıyoruz. Vaktiniz varsa sizinle şimdi ko nuşmak
isteriz.”
“Ah. Şey... peki.” On iki trilyon kadar odası olan, milyonlarca
dolarlık bir eve mütevazı denebilirse, bizi mütevazı yuvasına
buyur etti. Nasıl öyle denebilirdi ki? “O kadar çok ziyaretçi
geliyordu ki, saatlerimi ona göre ayarlamam gerekti. Bir dakika
boş vaktim yok.” Bizi ufak bir oturma odasına götürdü. “Çay
isteyeyim mi?”
Kadın ciddi miydi? Zenginler böyle mi yapıyordu? Çay mı
istiyordu? “Hayır, teşekkürler. Daha demin yarım litre şekersiz,
buzlu Nirvana içtim.”
Kadın görgüsüzce davranışlarım şeymiş gibi burnunu sildi...
eh, görgüsüzceymiş gibi. Kabalığımı atlattıktan sonra, “Ee” dedi,
“o tilki bu kez ne yaptı?”
“Tilki mi?” diye sordu Cookie.
“Reyes” dedi kadın.
Kadın Reyes’m adını aldırmaz bir tavırla ağzına alınca,
kıskançlık kaslarım gerildi. Bu hiç bana göre bir şey değildi.
Nadiren gerilirdim ve benim kitabımda, her kadın kendi ba cağından asılırdı. En iyi flört eden kazansmdı. Hep, hiç kıskanç
biri olmadığımı düşünürdüm. Belli ki konu Reyes olduğunda,
yeterince kıskançtım.
Bu
duyguyu
dişlerimi
kenetleyip
yumruklarımı
sıkarak
bastırdım. “Son bir ayda onunla hiç görüştünüz mü?”
Kadın güldü. Belli ki köylüler onu eğlendiriyordu. “Rey’i pek
tanımıyorsunuz, değil mi?”
Rey mi? Gözkapağım seğirirken, “Durum daha kötü olabilir
mi?”
diye
düşündüm.
Dişlerim
hâlâ
kenetli
olduğu
için
zorlanarak, “Pek sayılmaz” dedim.
Elaine ayağa kalkıp kapıya gittiğinde, Cookie elimi tutup sıktı.
Muhtemelen bana, kadını öldürüp cansız bedenini açel-