“Bu çok saçma.”
“Bence de, ama bir düşünsene. Bu adamların pek seçeneği yok.
Belki kadınlar mahkûmların kendilerini büyük ihtimalle kabul
edeceğini bildikleri için yapıyorlardır. Yani, kim aşk mektupları
gönderen, kendisini ziyaret etmek için hapishaneye gelen bir
kadını geri çevirir? Bu kadınların kaybedecek neleri var?”
Cookie bana endişeyle baktı. “Bütün bunları bayağı iyi
karşılıyor gibisin.”
“Pek sayılmaz” dedim başımı sallayarak. “Sanırım şoktayım.
Yani, vay be, neler anlatıyorlar.”
Cookie de şokta gibiydi. Ben arabayı Elaine Oake’un evine
sürerken, o bilgisayarından bir web sitesine bakıyordu. Bakışları,
biraz hülyalıydı. “Fotoğraflar da var.”
“Ve hikâyeler anlatıyorlar. Bir dakika, ne? Fotoğraflar mı
var?” Güvenli bir biçimde seyahat etmek adına, arabayı oto banın
kenarına
Cookie’nin
çekmeye
karar
ekranına
verdim.
baktım.
Dörtlüleri
Yüce
muzlu
yaktım,
sonra
kremalı
turta.
Fotoğraflar vardı.
Bir saat sonra, kendisine ancak Sapık Hayran olarak hitap
edebileceğim kadının kapısının önündeydik. Yani, cidden mi?
Reyes hakkında bilgi alabilmek için gardiyanlara ve diğer
mahkûmlara para ödemek de neydi? Ondan bir şeyler çalabilmek
için? Tabii ben de aynısını yapabilirdim, ama benim iyi bir
sebebim vardı.
Kapıyı uzun boylu, zayıf bir kadın açtı. Sarı saçları kısa
kesilmiş, dağınık şekillendirilmişti, ama bu saçın her bir te linin,
tam da kadının istediği yerde durduğundan şüphem yoktu.
“Merhaba, Bayan Oake?”
Sesinden biraz sinirlendiği anlaşılan kadın, “Evet” dedi.
“Size Reyes Farrow’la ilgili birkaç soru sormaya geldik.”
“Saatlerim yazılı.” Kapı zilinin üzerindeki levhayı işaret