ön tarafında, sanki gemi aslanı gibi durmuş nehre gül yapraklan atıyordu ve Henry'nin
gözlerinin ondan ayrılmadığını gördüm. Kayıkta onun yanında durmuş karaya çıkmalarına
yardım edilirken etekleriyle flörtleşen başka hanımlar da vardı. Ama sadece Anne öyJe
kendinden emin yürüyordu. Sanki dünyadaki bütün erkekler onu izliyormuş gibi bir tavrı vardı.
Sanki kimse ona karşı koyamazmış gibi ilerliyordu. Ve bu inancı öyle güçlüydü ki, sarayın
bütün erkekleri hakikaten onu seyretti, hakikaten onu karşı koyulmaz buldu. Müziğin son
notası çalındığında ve rakip kayıktaki erkekler karaya çıktığında Anne'e doğru hafif bir
koşturmaca oldu. Anne iskelenin gerisinde durup sanki saray erkeklerinin salaklığına şaşırmış
gibi hafif bir kahkaha attı. Onun bu kahkahasının arpeji üzerine Henry'nin dudaklarında bir
gülümseme belirdiğini fark ettim. Anne başını geriye atıp sanki hiçbiri onu mutlu etmeye
yeterli değilmiş gibi doğruca kralla kraliçenin önüne yürüyüp reveransa geçti.
"Fon sizi memnun etti mi, Majesteleri?" diye sordu, sanki dans kralı eğlendirmek amacıyla
kraliçenin ortaya attığı bir fikir değilmiş de bunu onlara kendisi sunmuş gibi.
"Çok hoştu," dedi kraliçe hevesi kırılmış gibi.
Anne kirpiklerinin altından şöyle bir krala baktı. Sonra iyice eğilerek reverans yapıp bana doğru
yalpalayarak geldi ve banka, yanıma oturdu.
Henry karısıyla konuşmaya devam etti. "Bu yaz yola düştüğümde Prenses Mary'yi ziyaret
edeceğim," dedi.
262 ¦ Philippa Gregory
Kraliçe şaşkınlığını iyice gizledi. "Onunla nerede buluşacağız?"
"Ben buluşacağım dedim," dedi Henry buz gibi bir sesle. "Ve o ben nereye gelmesini
emredersem oraya gelecek."
Kraliçe gerilemedi. "Kızımı görmek istiyorum," diye bastırdı. "Son görüşmemizin üzerinden
aylar geçti."
"Belki," dedi Henry, "o sana gelebilir. Sen her nerede olursan."
Kraliçe, sarayın bütün eşrafının duymak için kulağını uzattığı şeyi, bu yaz kralla seyahat
etmeyeceğini aklının bir köşesine yazarak kralı başıyla onayladı.
"Teşekkür ederim," dedi zarif bir asaletle. "Çok iyisiniz. Bana Yunanca ve Latincede epey
ilerlediğini yazmış. Umarım siz de başarılı bir prenses olduğunu görürsünüz."
"Yunanca ve Latince, oğlan doğurmak ve geride bir veliaht bırakmak konusunda yazık ki pek
işe yaramıyor," dedi kral lafı uzatmadan. "Kambur bir alime dönüşmese iyi olur. Bir prensesin
ilk görevi kral annesi olmaktır. Sizin de çok iyi bildiğiniz gibi, hanımefendi."
İspanyol Kraliçesi Isabella'nın kızı, Avrupa'nın en akıllı ve en iyi eğitilmiş kadınlarından biri,
kollarını önünde kavuşturup başını incecik parmaklarındaki yüzüklere eğdi. "Haklısınız, çok iyi
biliyorum."
Henry ayağa fırlayıp ellerini çırptı. Müzisyenler aniden dikkat kesilip onun emrini bekledi. "Halk
şarkıları çalın!" dedi. "Yemekten önce biraz dans edelim!"
Müzisyenler hemen neşeli bir şarkı çalmaya başladı ve saraylılar yerlerini almak üzere
ayaklandı. Henry bana doğ-nı geldi, onunla dans etmek üzere ayağa kalktım fakat o bana
sadece gülümseyip elini Anne'e uzattı. Bakışları yere eğik, Anne bana hiç bakmadan önümden
geçti. Elbisesinin
BOLEYN KIZI ¦ 263
eteği sanki bana yolumdan çekil, gerile, dermiş gibi, sanki Anne geçerken herkes onun
yolundan çekilmeliymiş gibi eteklerime sürtündü. Öylece geçti, gitti. Başımı kaldırdığımda
kraliçeyle göz göze geldim. Sanki kafeste kesilmemek için çırpınan bir kusmuşum gibi, sanki
hiçbir şeyin önemi yokmuş gibi, sanki her biri zaman içinde nasılsa teker teker yenilecekmiş
gibi, boş gözlerle bana bakıyordu.
Hever'a gidip çocuklarımı görmek için yana yakıla saray eşrafının yaz yolculuğuna çıkmasını
bekliyordum ama Kardinal Wolsey'le kral sarayın ilk önce nereye gideceği konusunda
anlaşamadıkları için gecikmiştik. İngiltere'nin yeni ittifakları Fransa, Venedik ve Papayla
İspanya'ya karşı derin görüşmeler yapmakta olan Kardinal sarayın Londra'dan
uzaklaşmamasını, böylece işler savaşmaya kadar giderse krala kolayca ulaşabilmeyi istiyordu.
Ama şehirde ve bütün liman kentlerinde salgınlar vardı ve Henry'nin hastalıklardan ödü
kopuyordu. Suların tatlı olduğu, dilenci ve arsızların şehir ziyafetlerinden sonra peşine
düşmeyeceği kırlık alanlara, uzaktaki köylere gitmek istiyordu. Kardinal elinden geldiğince
itiraz etti ama hastalıktan ve ölümden kaçmayı kafasına koyan Henry'yi durdurmak imkânsızdı.